Serkan ÇEVİK 07/10/2009,16:04
Son gelişmeler ve Roubini-2
Sizlere Roubini'nin görüşlerini anlatıyordum fakat, gündem bir anda çok hızlı değişiyor ve bu nedenle önce gündeme değinip daha sonrai Roubini'nin kalan görüşlerine de kısaca değineceğim.
Pazartesi günü akşama doğru, yeni bir haber yayıldı ve IMF ile bir anlaşma yapılacağı ve buradan 45 milyar dolar geleceği haberleriyle piyasalar yeni bir yükseliş trendine girdiler. Bu arada İstanbul'da yapılan Dünya Bankası ve IMF toplantıların da da finansal kurumlara ciddi kısıtlamalar getiren düzenlemelere şimdilik başlanmayacağı haberi ve ayrıca ABD'Nin son verileri Dow Jones endeksini de hızla yükseltti.
Önce IMF konusunu ele alalım. Daha önceki bir yazımda İstanbul'da yapılacak toplantılarda Sayın Başbakan'ın yabancı misafirler tarafından IMF ile anlaşmaya ikna edilebileceği ve bu konuda sayın Erdoğan'ın da olumlu açıklamalarda bulunabileceğini belirtmiştim. Çünkü sayın Babacan ve Sayın Şimşek ne kadar isteseler de, bir türlü sayın Başbakan'ı bu konuda ikna edemiyorlardı. Zannedersem yabancı konuklar da bu konuda önemli uyarılarda bulundular. Dün Wall Street Journal'a demeç veren sayın Başbakan'ın olumlu bir hava estirdiği açıklamalarını zaten biliyorsunuz. Sözün özü "IMf bir anlaşma yapıldığını görmek istiyorum" şeklindeydi. Bu toplantılar bittikten sonra IMF ile teknik ayrıntılar konusunda çalışmalara devam edileceğini belirten sayın Erdoğan, "Artık bir sonuca varılsın da IMF de rahatlasın, biz de rahatlayalım" dedi.
Tabi ki sözkonusu IMF ile anlaşma olunca ve bir de buna son birkaç haftadır, IMF ile bir anlaşma olmayacağı beklentisi eklenince, bu haber piyasalar üzerinde çok ciddi bir etki yarattı. Bu aşamadan sonra da IMF anlaşması beklenecektir ve kanımca dananın kuyruğu, büyük olasılıkla en geç bu ay sonuna kadar kopacaktır.
IMF ile bir anlaşma konusunda olasılık hala yüzde 50-50 diye düşünüyorum. Çünkü son kararı sayın Başbakan verecek ve bu kararı verirken de, IMF ile gelinen son nokta kendisine anlatılacaktır. IMF'nin neleri sınırlayacağı, neler istediği ve seçime doğru gidilirken hangi konularda ayak bağı olabileceği konularını didik didik edecektir. Sayın Gazi Erçel'in bir tezi var. Bu teze göre, geçmiş IMF anlaşmalarına baktığımızda, Türkiye köşeye sıkışmadan anlaşma imzalamamış ve bu sefer de kendi isteğiyle bir anlaşmaya varmayacağını düşünüyor. Bu arada Merkez Bankası da 5-10 milyar dolarlık bir ek kaynağın önümüzdeki 2 yıl için yeterli olacağı yönünde açıklama yaptığını düşünürsek, sonuç hala çok net değil. Yabancı misafirler gittikten sonra sayın Erdoğan'ın vereceği nihai kararı sayın Babacan'ın bile tahmin edebileceğini zannetmiyorum. Fakat ikna çabaları devam edecektir.
Gelelim diğer konuya; IMF ile anlaşma Yapılmalı mı?
Varsayalım ki 2 veya daha uzun süreli bir stand-by için 40-50 milyar dolar civarında para aldık. Bu paranın kurlar üzerindeki etkisi daha önceki yazılarımda belirttiğimden çok daha güçlü olabilir. Yani döviz kurlarını hızla aşağı çekebilir. Bu tür bir ortamda ise dolar 1.45'i aşağı kırıp 1.30'lara kadar bile gerileyebilir. Yani TL hızla değerlenmeye devam eder. İşte bunun adı işsizlikte yeniden hızlı artışlar demektir. Bu kurlardan bile rekabet gücünü yitiren ve toplam dünya talebinin azalması nedeniyle ihracatta ciddi biçimde zorlanan ve yüksek istihdam sağlayan sektörler ciddi darbe yiyecektir. Bu da yeni işsizlerin ortaya çıkması anlamına gelir. Ege Cansen bu konuyu çok güzel özetlemiş;
Türkiye’nin “Değerli Türk Lirası-Yüksek Cari Açık - Yüksek İç Tüketim”e dayalı bir büyüme politikası izlemesidir. Pek tabii bu yapıda işsizlik meselesine çare bulunamaz. Nitekim 2002’den sonra milli gelirin hızla büyümesine rağmen işsizlik, eski düzeyine inmedi.
IMF anlaşması demek, Değerli Türk Lirası demektir. Bunun anlamı ise yeniden yüksek cari açık demektir. Bugün ABD bile cari açığını kapatmanın yolunu ararken, bizler yeniden eski sürece girebiliriz ve yeniden insanlrın borçlanarak tüketime yönelmesini ve bu arada düşen kurlar nedeniyle ithalatın yeniden patlamasını bekleyebiliriz. Bu tür bir büyüme trendi sürdürülebilir değildir. Eğer IMF ile bir anlaşma imzalanırsa, bu Türkiye'ye yapılacak en büyük kötülük, ve istihdam problemine vurulacak en büyük darbe demektir. Sanki IMF'den bu para gelirse hızla büyüyecekmişiz gibi bir senaryo ortaya konuluyor. Hayır öyle olmayacak! Hızla yükselen ithalat ve bu sayede üretimlerini artırıp istihdam yaratmaya çalışan diğer ülkeleri göreceğiz. Yani Almanaya'daki, Çin'deki istihdama katkımız olacak ve oradaki işsizlere iş yaratacağız.
Bu büyüme modelinin terk edilmesi gerekiyor. Aksi halde borçlarımız her yıl katlanarak artacaktır. Eğer sayın Başbakan gerçekten işsizimize iş bulmak istiyorsa, ihracatla büyüme modeline geçmek zorundadır. IMF ile anlaşma durumunda Ak Parti seçime en az yüzde 15 işsizlik oranıyla girer ki, bu da çok ciddi bir oy kaybı demektir.
****
Gelelim piyasalara...
Borsa dün 49.500 seviyelerine yakın kapanış yaptı. Daha önceki yazılarımdan hatırlayacağınız üzere, endeks henüz 48 bini görmeden önce yazdığım yazıda, endeksin 48.000-48.500 aralığını gördükten sonra bir düşüş trendine girip, önümüzdeki 1 yıl içinde bir daha bu seviyeyi göremeyeceğini yazmıştım. Nitekim dün 49.500'ü gördü ve benim bahsettiğim bu seviyenin 1000 puan üzerinden kapandı. (Bir okuyucumla giridğim iddiayı da kaybettim ve kendisine yemek ısmarlayacağım). Bu aşamadan sonra herhalde benden yeni tahmin ve öngörü beklemiyorsunuzdur. Çok fazla yüzsüzlük olmaz mı? Ya da şöyle söyleyeyim; bu aşamadan sonra çok rahat bir biçimde tahminlerde bulunabilirim, çünkü nasıl olsa kimse bunu ciddiye almayacak.
Daha önceki yazılarımda bahsettiğim W formasyonu için beklentim ve tahminim, endeksin en fazla 38.500'leri gördükten sonra aşağı dönüş yapması ve yeniden 28 binli seviyeleri görmesiydi. Dünyanın önemli merkez bankalarının ve özellikle de FED'in para arzını yüzde 100'ün üzerinde artırmasının elbette ki, borsalara hareket getireceğini ve önemli bir yükseliş yaratacağını düşünmüştüm ama, daha önceki krizlerden sonra dip seviyeye göre yüzde 80 ve yüzde 100 artışlar olmasına rağmen, bu krizde en fazla yüzde 40-50 yükseliş yönünde olacağını düşünerek, endeks daha 22 binli seviyelerdeyken alım önerdim. Yüzde 40-50 yükseliş beklentimin Sebebi de basitti, Global kriz ortaya çıkana kadar aşırı derecede risk iştihı yüksek olan paranın, krizle birlikte suyunun çekildiğini ve doların tüm dünyada çok hızlı değer kazandığını, FED'in bastığı paraya rağmen, kimsenin dolar bulamadığını, herkesin borçlarını kapatmak üzere dolara saldırdığını görmüştüm. Dolayısıyla FED'in bastığı paranın bu kadar kısa zamanda yeniden bu derece yüksek bir risk iştahına ulaşabileceğini tahmin edemedim.
Üstelik dolarda bir carry-trade'in başlamasını bana biri anlatsa ve ikna etmeye çalışsa kabul etmem mümkün değildi. Şu an resmen FED'in bastığı paralar, bir şekilde borçlanılıp gelişmekte olan ülke piyasalarına girdi. Eğer o kötü günleri hatırlarsanız, sırada 10-15 büyük banka vardı ve stres testleri ne çıkacak diye bekliyorduk. Öyle bir ortamda piyasaların çok aşırı değer kayebttiğini ve aşırı satım bölgesinde olduğunu, bütün kötü beklentileri içine aldığını çok net gördüğümden dolayı diplerde alım önerebilmiştim ama endeks 35 bine gelirken, yüzde 40-50 getiri yeterli olur diye düşünmüştüm. Bugün aynı şey olsa yine aynı öneriyi yaparım.
Gelelim şu anki duruma. Türkiye'nin hala bir IMF hikayesi var. Bu da hala olumlu bir hava yaratıyor. Fakat endeksimizin şu anki seviyesi Türk ekonomisinin yüzde 6-7 büyüdüğü dönemlerdeki seviyelerdir. Yani borsamız pahalıdır. Neye göre pahalıdır? Önümüzdeki 2 yılda bu ülkede toplam talep geçmiş beş yıldaki gibi olmayacaktır. IMF'den para gelir de bunu da tüketicilerimize bol kepçe verelim desek bile, kredi ile tüketmek konusunda artık tüketicimizin niyeti yoktur. Önce işinin garanti olduğunu, işten atılmayacağını veya yeni bir iş bulacağını bilmeli ki, ondan sonra krediye girmelidir.
Şu an ABD borsalarındaki yükselişin devamı için sürekli iyi veri gelmesi gerekiyor. Aksi halde veriler kötüleştiğinde satışların geldiğini görüyoruz.
ROUBINI'ye göre şu an aşırı optimizmi yansıtan bu endeks değerleri ve ekonomik veriler arasında şöyle bir ilişki vardır. Şu an borsalar V tipi bir ekonomik düzelmeyi fiyatlıyorlar. Lehman Brothers battığında ise, L tipi yani 1929 krizindeki türden bir resesyonu fiyatlıyordu.
Dolayısıyla ekonomik veriler birinci çeyrekde sert düşüşler yaptıktan sonra ikinci çeyrekte dipte sürünmeye veya daha kötüleşmemeye başlayınca borsalar kötüleşmenin durmasını adeta V tipi bir yükselişle fiyatlayınca, ROUBINI'ye göre önümüzdeki 5-6 aylık süre zarfında şu tip birşeyin olması gerekiyor;
1. Birinci seçenek; ekonomik veriler çok hızlı düzelmeye başlayacak yani V tipi bir formasyon yapacak ve borsanın formasyonuna uygun hale gelecek; yani ekonomi borsaya yaklaşacak,
2. İkinci seçenek ise, borsa ekonomideki toparlanmanın V olmadığını ve en iyi ihtimalle U olduğunu görecek ve dolayısıyla düşüşe geçerek yine ekonomik verilere yaklaşacak.
Roubini V tipi bir ekonomik toparlanmayı imkansıza yakın görüyor. Bunun gerekçelerini 5 Ekim tarihli yazımızda anlatmıştık. Dolayısıyla borsaların düşüşe geçerek , daha önceki dip seviyesinin üzerinde bir dip oluşturmasını bekliyor. Bu arada, ELLİOT DALGA'nın kurucularında Pretcher'e göre piyasalar aşırı pahalı durumda.
SONUÇ: Borsada yükselişin hızlandığı, herkesin yeniden coşku içinde olduğu ve ralillerin devam ettiği ve tahminimin çok üzerinde uzun süren bu dalga konusunda sadece şunu söylemekle yetineceğim; yeniden alım zamanı geldiğinde "alım yapılabilir" diye yazacağım. Üst üste iki defa yanıldıktan sonra, yeni bir tahmin vermemin anlamı pek yok. Zamanlama konsununda daha önceki kadar emin olmamakla beraber endekste "uzamış W" formasyonu diyebileceğim formasyonu hala bekliyorum. Çünkü şu anki borsa değerleri fundamental verilerden aşırı derecede uzaklaşmış durumda ve piyasalar nasıl ki krizi aşırı satmışlarsa, şu anda da aşırı almış durumdalar.
Yaşar Erdinç
http://www.bilgeyatirimci.com/yasar_erdinc
(grafik:Studio7Designs)