• Binlerce ürün EkoPC'de
  • Yönetim Danışmanlığı


ekobi.net Reklam Paylaşım Sistemi

 Serkan ÇEVİK  02/06/2009,15:39

Borç Stoku, Faizler ve Cari Açık


30 Mayıs 2009 Cumartesi

VATAN Yazarı Sn Necati Doğru FORUM 2023’de Derviş, Kruger, Rodrik ve Cansen (hepsi Sayın) oturumunu izledikten sonra Sn Cansen’e övgü yağdırıp değerli üstadımın iki ulvi hedefini ballandıra ballandıra anlatıyor. Dinleyelim kendisinden:

Birinci hedef şuydu:

Devletin; Hazine bonosu, devlet tahvili, Merkez Bankası reposu yoluyla borçlanırken ödediği faiz, reel ekonomik büyüme oranından yüksek olmamalıydı. Son 15 yılda Türkiye ekonomisi yılda yüzde 4-5 oranında büyümüş fakat devletin ödediği faiz reel olarak yüzde 14 olmuştu. Bu durum ekonomide hastalık yaratıyor; sıcak hoppa paraya bağımlılık oluşturuyor, özel sektörün devleti sömürmesini, zenginlerin yoksulları sömürmesini, yabancı para babalarının Türkiye’yi sömürmesini hızlandırıyor ve büyümeye rağmen işsizliği artırıyordu.

İkinci hedef de şuydu:

Türkiye ekonomisinin yıllık cari açığı; yani yıllık döviz geliri ile döviz gideri “sıfır civarında” gezinmeliydi. Türk Lirası, ithalatı özendirecek şekilde, aşırı değerli tutulmamalıydı. Biliyor musunuz ne oldu? Ertesi gün (dün) gazetelerin ekonomi sayfalarında yeni hiçbir şey söylemeyen Kemal Derviş, Dani Rodrik, Anne Krueger’in haberleri büyük büyük resimleriyle birlikte tam sayfa olarak yer aldı. Ege Cansen’in ismi yok. Resmi yoktu….. Ekonomi muhabiri olsaydım. Servis şeflerine...Gücenirdim diyeyim...

Sevgili Necati Abi, bu hedeflere ulaşmak kolay. Halka söyle, bir daha AKP’ye oy vermesin. Hatta, bir referanduma gidilsin, ve demokrasiden vazgeçilsin. Yine askeri dikta rejimi ve Özal gibi bir bürokrat ekonomist başa getirilsin, işçi-emekçi inim inim inletilsin. Mesela, ben bu göreve talibim. İki sene içinde sn Cansen’in hedeflerini aşmazsam, yüzüme tükür. Hatta, cari fazla üretip reel faizi GSMH büyüme hızının altına bile çekerim.

Bu memlekette hedef koymaktan daha kolay tek bir şey varsa, o da ahkam kesmek. Reel faiz GSMH büyüme hızına indirilecek de cari açık sıfır düzeyine çekilecekmiş. Bunun niye yapılamayacağını bilmeyen kaldı mı ya? Köşe yazarları arasında bile kalmamıştır herhalde. Herhalde tasarruf-yatırım-cari açık dengesini herkes hatırlıyordur. Bir ülkenin cari açığı aslında tasarruf açığına eşittir.

Bu ülkede halk tasarruf etmiyor, en azından finansal sistemde tasarruf etmiyor. Kamu bir süre faiz dış fazla üreterek etti, şimdi alabildiğine borçlanıyor. Bu şartlar altında cari açık üretmek mümkün mü? Değil. Bu sene azaldı, çünkü acından geberen halk artık ithal edemiyor. Ama kalıcı olarak bu sorunu nasıl çözersin?

Birincisi halkı döve döve tüketimden vazgeçirirsin, birikime zorlarsın. İkincisi, kamuyu döve döve harcamaktan alıkoyarsın, borçlanmayı kesersin. Her ikisine de talibim, ama demokrasilerde olmuyor. Valla, benim açımdan bu çok ufak bir pürüz. Ergenekon, yeni bir Sevr, ya da uzaylıların gelip ülkeye el koyması yoluyla… o size kalmış artık. Sadece beni baş ve tek sorumlu ekonomi çarı olarak atayın, hepsini sopayla adam edeyim.

İtiraf edeyim, bu “yapısal reformu” gerçekleştirsek bile yeterli olmayabilir var, çünkü eğer altlarına gazete benzin masraflarını da karşıladığı özel oto vermiyorsa, köşe yazarları bile senede nerdeyse 30 milyar dolar enerji ithal ettiğimizi ve al-yada-öde anlaşmaları ile tüm geleceğimizi doğal gaz karşılığı Rusya ve İran gibi iki dost ve müttefiğe ipotek ettiğimizi herhalde bilir. Biz cari açık oyununa kafadan iki tur geriden başlıyoruz. Bunu aşacak kalıcı alternatif enerji politikalarını ise üretemedik.

Ah be Necati Abi, bu ülkede asgari ücreti yüksek tutmayı, taban fiyat Ali Cengiz oyunları ile çiftçiyi memnun etmeyi marifet sayanlar sayesinde de tüm rekabet gücümüz olan işkollarında avantajı Bulgaristan’dan Mısır’a kadar az sayıda işçi ve çiftçiye yüksek gelir sağlamaktansa hepsinin masasına az da olsa ekmek koymayı yeğleyen ülkelere kaybettik. Şimdi her şey ithal artık. Bu yüzden de cari açık hep artar.

Bir de bunlara kısmen, ama tamamen bağlı olmayan bir yüksek faiz sorunu var. Onun neresinden başlayayım? Önce, ne halkımız, ne de yabancı Türkiye’ye güvenmiyor ki? Halkımız artık varlıklarına el koyma, soruşturma, dinlenme, banka hesapları yoluyla tehdit edilme politikalarından bıktı, vergiler de yüksek. Bu yüzden servet ya İsviçre’de ya yastık altında. Yabancı da güvenmiyor. Çünkü, geçen Kasım’dan bu yana DÖRT defa IMF ile anlaşma sözü verildi, hepsi yalan çıktı.

Eminim bu değerli köşe yazarlarımız dünya literatürünü çok yakından takip edip artık “ekonomik siyasette güven unsurunun risk primi belirlemede rolünü” çözmüşleridir. Üstüne üstlük, geçen seneden bu yana her ay artan bir kamu borcu/GSYIH oranı var. Hazine her ay daha fazla borçlanıyor, aslında bütçeye ait olmayan, ya da tekrarı mümkün olmayan gelirleri irat kaydediyor. SGK’na, borç ödemeye gitmesi gereken akçalar harcamaya gidiyor. Sıcak para ne yapar bilemem, ama AKILLI PARA keriz mi böyle ülkelere ucuz borç versin?

Benim de bir hedefim var. Ucuz ekonomi edebiyatı yapmamak. Hamasi laflarla vatan evladına mutlu yarınlar, patlayan borsalar, %100 prim yapacak kağıtlar, emlakta altın fırsatlar, bomba transferler vadetmemek. Bu yüzden kimse okumuyor zaten. Hayatta en zor şey, akıl perhizine girmektir, ben bile bıktım valla. Gerçeklerin tadı yağsız yoğurt gibi oluyor, ama alıştık bir kere, nurlu ufuklar gaz yapıyor.

Atilla YEŞİLADA

http://www.bilgeyatirimci.com/atilla_yesilada