‘Yaşar Erdinç’ Kategorisi Arşivi

WEBİNAR

http://www.drerdinc.net/26_NISAN_12_RENDERED/26_NISAN_12_RENDERED.html

Yaşar Erdinç’in Yazı ve Yorumları

Yaşar Erdinç’in Bilge Yatırımcı sitesindeki köşe yazıları ve yorumlarına buradan ulaşabilirsiniz.

Yaşar Erdinç’in Bilge Yatırımcı sitesinde yayınlanan seans içi yorumlarına buradan ulaşabilirsiniz.

2010′a girdik

Hepinizi için dileklerinizin gerçekleştiği ve en çok kazandığınız bir yıl olmasını temenni ediyorum.

Geçen yılın son günü itibariyle, borsamız yılın rekorunu kırarak kapatırken, Dow Jones endeksi de yüzde 1.14 oranında günlük düşüş sergiledi. Bugün piyasalarımız açıldığında, dow jones’taki yüzde 1′in üzerindeki gerileme sorun yaratabilirdi fakat bu yazının yazıldığı saat itibariyle, Asya borsalarının yüzde 1′lerin üzerinde değer kazanması sözkonusu olduğu için ve ayrıca dow jones future’ları da geçen cuma kapanış seviyesinin yüzde 0.25 üzerinde olduğu için, güne hiç de kötü başlamayan bir endeks görebiliriz. Sonuç olarak cuma günü dow jones düşse de, dış piyasalardaki olumlu hava bize de yansıyacaktır.

Dow jones’un teknik dinamiklerine baktığımızda 10.550 seviyesinde yaklaşık 1.5 aydır aşılamayan bir direnç var. Diğer taraftan geçen hafta gelen ABD verilerine baktığımızda ise, işsizlik verileri ve Chicago PMI endeksi beklentilerin çok üzerinde olumlu geldi. Bu olumlu rakamlara rağmen, Dow Jones endeksinin cuma gününü sert bir düşüşle kapatması sorgulanmalıdır. Çünkü çok olumlu veriler sonrasında, dow jones’u düşürecek herhangi bir haber yoktu. Dolayısıyla satışları teknik bir düzeltme olarak da değerlendirebiliriz veya verilerin çok olumlu gelmesi sonrasında, bol para döneminin biteceği telaşı olarak da adlandırabiliriz. Aslında bu aşamadan sonra, ekonominin hızlı toparlanıyor olması piyasalar açısından çok da istenilecek birşey olmayacaktır. Çünkü bol para şu an piyasaların işine geliyor. Teknik açıdan bakıldığında ise, cuma günkü yüzde 1.14′lük gerilemeye rağmen, Dwo jones’Un teknik dinamikleri bozulmuş değil ve 10.250 seviyesine kadar bir gerileme normal sayılabilir. Fakat bu seviyenin altında bir kapanış dow jones’u 9.950-10.000 seviyelerine kadar geriletebilecektir. Bu hafta 8 Ocak’ta ABD’de işsizlik oranları açıklanacak ve piyasalar yüzde 10.1 bekliyorlar. Bu oran eğer 10′un altında gelirse, geçen ayki düşüşün devamı olacaktır ki, ekonomide birşeylerin olumluya gitmeye başladığının en önemli sinyali olacaktır.

İMKB100′e baktığımızda ise, dow jones’taki düşüş öncesinde bizim piyasalar kapandığı için, etkilenmedi. Fakat VOB’da satış baskısı vardı ve sebebi de dış piyasalardı. Bu haftaya başlarken kararlı ve temkinli bir başlangıç olacağını söylemek mümkün. fakat teknik olarak 51.800′deki güçlü direncin üzerindeki kapanış, kısa vadede yönün yukarı olduğunu söylüyor. Bu tür bir kapanışın en önemli sebbei de tartışmasız IMF ile yapılacak olan anlaşmanın artık neredeyse kesinleşmiş olması ve resmi ağızlardan açıklanmış olmasıdır. Bu arada sayın Başbakan bugün emeklilere yapılacak maaş zammını açıklayacak.

Şu ana kadar olan siyasi ve ekonomik kararlardaki gelişmelere baktığımda 2010 yılının bir erken seçim yılı olmasını bekliyorum. Çünkü hem çok fazla sayıda memur alımı, hem IMF ile bir anlaşma yapıp en az 20-25 milyar dolarlık bir imkan (bu bir tahmindir) sağlanmış olması seçim için sinayller veriyor. Ayrıca Ak Parti’nin bazı il teşkilatlarında çok ciddi görev değişimleri de var ama bu pek basına yansımıyor. Neyse bu konuyu zaten bu yıl çok fazla konuşacağız. Bu tür söylemlere karşı hükümet asla böyle bir seçim düşünümediğini söyleyecek ve birçok yazar da seçim olacağını yazacak falan filan. Sonunda yine en iyi cevabı zaman verecek.

Borsada alım yapılmalı mı? Altın ne olacak? Dolar nereye gider? Euro mu dolar mı?

En son borsa ile ilgili öneri yaptığımda bir W teorisi ortaya atmıştım ve endeks 35 bindi ve ben satın demiştim. Hala bana borsayı mı soruyorsunuz?

Haaa bu arada şunu da hatırlatıp bari gururumu kurtarayım ve kendimi avutayım. Her ne hikmetse, 2008′e girmeden önce endeks 4.80 dolarda iken 2 dolara düşecek diye yazdığımda buna itibar etmeyenler, ya da endeks 22 bine geldiğinde alım yapın dediğimde de bunu yapmayanlar, 35 binde satın deyince bu dediğimi yapmışlar. Yani işlerine gelince dediğimi yapmış oluyorlar. Beyin zaten böyledir. Eğer itibar ettiğiniz biri sizin kafanızın içindekileri söylüyor ve yapmayı düşündüğünüz harekete ilişkin şeyler söylüyorsa yaparsınız. Demek ki, kendileri de endeks 35 binde iken satmayı düşündükleri için sattılar. Ama önceki söylediklerim kafalarındakiyle uyuşmuyordu. Kriz başladığında (Ekim 2008′den itibaren) defalarca strateji verdim; kriz döneminde portföyünüzü 12′ye bölün ve her ay alım yapın dedim. Bunu gerçekten 2008′in Kasımından itibaren yapmış olan bir insanın acaba ortalama alım maliyeti şu ana kadar ne oldu? Bu insanın zarar etmiş olmasına imkan var mı?

Neyse, bu W teorisi ile çuvallamış olmam çok iyi oldu. Şimdi hiç olmazsa, nasıl olsa kimse önerilerimi dikkate almaz diye rahatça yazabiliyorum.

Yine de, beni okuyan sizlerin çoğunluğunun çok içten mailleri vardı. Bana o mailleri gönderen okuyucularıma sonsuz teşekkür ediyorum. Benim fikirlerime değer vermeye devam eden okuyucularımın hatırı için yazmaya devam ediyorum ve görüşlerimi aktaracağım. Borsa pahalıdır ve çok yükselmiştir. 2010′da asla 2009′daki çapta bir getiri beklenmemelidir. Ama çok kısa vadeli olarak, IMF gazı nedeniyle ve yabancıların yeniden ağızlarının sulanmış olmasını da gözönünde bulundurarak, önümüzdeki iki-üç gün bekleyin, bu süre içinde endeks 51 binin altına gelmezse ve hala 52 bin seviyelerindeyse endeksle birlikte hareket eden kağıtlarda sadece al-sat(trade) amaçlı alım öneriyorum ama 55-56 bine geldiğinde karı realize etmek, ya da 51 bin aşağı kırıldığında zarara katlanacaksanız satmak şartıyla (birçok okuyucum Orta ve uzun vadeli hisse sormuş. Aşağıda yazdıklarımı okuyun)

Altının onzu için belki 1.130 dolarlara bir yükseliş ama sonrasında (2-3 aylık sürede) 1020 dolar seviyeleirne kadar gerileme bekliyorum.

IMF’den gelecek para miktarını öğrendikten sonra dolar konusunda daha sağlıklı bilgi vermek mümkün olabilir. Şu an dolar dünya piyasalarında değer kazanıyor. Fakat IMF anlaşması nedeniyle TL’ye karşı değer kazancı düşük kalabilir. Yani TL değerlenebilir. Dolarda 1.47- 1.48 aralığına kadar önümüzdeki 1-2 hafta içinde gerileme bekleyebiliriz.

Euro mu dolar mı? sorusuna ise cevabım: “Dolar” şeklindedir.

***

Hisse senetleri konusunda gelince, Bu yıl bence bankalardan uzak durun (ilk üç ay bankalar iyi olabilir), bu yıl holdinglerin, enerji şirketlerinin ve yılı olabilir. Çünkü ekonomiler toparlanacaktır. Üstelik bu yılın ilk üç dört ayı içinde çok hızlı toparlanmalar görebiliriz. Genellikle krizlerden sonraki 15nci ve 21nci ay arasında ekonomiler çok hızlı toparlanmalar sergiliyorlar (krizin miladı Ekim 2008′dir) . Çünkü, aradan 15 ay geçince artık “işsiz kalırım” korkusu ortadan kalkıyor ve daha önce harcanmamış olan ev adeta bir barajın arkasında birikmiş su misali, tasarruflar harcamaya dönüşmeye başlıyor. İncelediğim 42 krizde bu trendi gördüm. Ayrıca Merkez Bankasından gelen veriler de bunu teyit etmeye başladı. Önümüzdeki ilk çeyrekte ekonomimizde hızlı bir yükseliş görebiliriz. Zaten baz etkisi nedeniyle bu tür bir gelişme olmak zorundadır ama önemli olan beklentilerden daha iyi olmasıdır.

Orta ve uzun vadeli hisse olarak, bu yükselişe hiç katılmayan ve hazine hisse ihraç edecek diye bir türlü yükselemeyen TTKOM’da alım düşünülebilir. Hazinenin ihracından sonra (ki ihraç bu yıl içinde yapılacaktır) bu hissede çok sert hareketler olabilir. fakat kısa vadeli düşünen uzak dursun. En az 1 yıl vadeli düşünenler için idealdir. temettü getirisi yüzde 10 civarındadır. yani şu an bankaların verdiği ne faiz yüzde 8 civarında olduğu düşünülürse, bu hisseye yatıracağınız paradan yıllık yüzde 10-12 oranında temettü alacağınızı düşünüyorum. parayı bankada tutmak yerine bu hissede tutmak daha akılcı. Çünkü TTKOM’un karlarında fazla bir dalgalanma yok ve kar tahminlerine uygun karlar açıklıyor. Bu hisse için 4.20 fiyatı kanımca çok ucuz fiyattır.

Diğer bir orta ve uzun vadeli kağıt MRDIN olabilir. Şirket 187 trilyon satış ve 78 trilyon kar yapmış. MRDIN bunu hep yapıyor. Şu an birazcık pahalı ama 8 yıllık karı kadar piyasa değeri var ve temettü verimi ise, yüzde 12 oldu (mayıs 2009) yani bu hisseye de para yatırdığınızda kazandığının neredeyse tamamını yatırımcısına dağıtıyor ve her yıl hisseye yatırdığınız paranın yaklaşık yüzde 10-15′i kadar kar payı alıyorsunuz.

Bir başka kağıt ise, ALKİM’dir. Bunu daha önce de yazmıştım. Bu yıl başı itibariyle yatırımlarının tamamı bitmiş olmalı (Bitti mi bilmiyorum ama bittiyse) 2010 yılı Alkim’in satış ve karlarının diğer yıllara göre en az yüzde 50 arttığı yıl olacaktır. Bu hissenin yıllık temettü verimi ise yüzde 6-8 arasındadır. Her yıl kazandığı kârı yatırımcısıyla hakkaniyetli bir şekilde paylaşmaktadır. Eğer 5.50-6.00 aralığına gelirse bence çok kelepir bir fiyattır.

Son olarak gizli kalmış bir kağıt da ADEL’dir. Karları her sene çok istikrarlı artıyor. 2008′de 13.7 trilyon karı vardı, bu yıl krize rağmen ilk 9 ayda karlarını 19 trilyona çıkardı ve temettü verimi de yüzde 11 oldu. ADEL de karlarını yatırımcısıyla paylaşan ve yatırımcısını kandırmayan bir şirket konumundadır.

YUKARIDAKİ KAĞITLARDA YAPACAĞINIZ İŞLEMLERDEKİ SORUMLULUK SİZE AİTTİR. BU KAĞITLARLA VEYA BAŞKA HİSSELERLE VEYA YATIRIMLARINIZLA İLGİLİ SORCAĞINIZ HİÇBİR SORU CEVAPLANMAYACAKTIR. BEN SADECE AKLIMDAN GEÇENLERİ YAZDIM VE BU AKLIMDAN GEÇENLER YARIN DEĞİŞEBİLİR. AYRICA SİZLERİ MANİPÜLE ETMEK İÇİN DE BUNLARI YAZMIŞ OLABİLİRİM. HAİN EMELLERİME ALET OLMAMAK İÇİN BU YAZDIKLARIMI EN AZ ÜÇ DÖRT KANALDAN TEYİT ETTİRMEDEN İŞLEM YAPMAYIN. KİMSENİN AKLIYLA DEĞİL KENDİ AKLINIZLA HAREKET EDİN. EĞER BANA İNANIYORSANIZ BU YAZI ALLAH RIZASI İÇİN YAZILMIŞTIR. MÜKAFATI SADECE ALLAH’TAN BEKLENİLMEKTEDİR.

YENİ YILINIZ SİZE SAĞLIK VE MUTLULUK GETİRSİN VE PARANIZ SAĞLIĞINIZI BOZMASIN

Yaşar Erdinç

http://www.bilgeyatirimci.com/yasar_erdinc

ANEL ELEKTRİK HALK ARZI

Aşağıdaki tabloda bazı hesaplamalar yaptım. Birçok kişiden halka açılacak olan ve talep toplama işlemi bugün bitecek olan ANEL ELEKTRİK hisssesine ilişkin soru geliyordu. Bu nedenle bu sorulara tek tek cevap vermek yerine burada genele açık cevap vermeyi uygun buldum. Fakat bildiğiniz üzere, bu tür halka arz öncelerinde yatırımcıyı yönlendirecek olumlu ya da olumsuz yorumda bulunmak yasak.

ÇÜNKÜ!…

Peki risk nedir?

Dünya olmadık bir uçuruma doğru ilerliyor. Az önce FITCH’den bir haber geldi.

KREDI DERECELENDIRME KURULUSU FITCH, KREDI NOTU 3A OLAN ULKELER ICINDE FINANSAL
KRIZE EN ACIK OLAN ULKENIN INGILTERE OLDUGUNU KAYDETTI. INGILIZ HUKUMETINE DAHA
SIKI ONLEMLER ALMASINI TAVSIYE EDEN FITCH, INGILTERE’NIN BUTCE ACIGI/MILLI
GELIR ORANINI 2014′E KADAR % 3′E CEKMEYI HEDEFLEMESININ YERINDE OLACAGINI DILE GETIRDI.

-MATRIKS-

FITCH, KAHN ve piyasalar

Dün gelen önemli mesajlar vardı ve şu an bu yazıyı okuyana kadar zaten piyasaları ciddi biçimde etkileyen haber ve gelişmelerden haberdar oldunuz. Bu nedenle aslında, bir yazıda geçmişi anlatmak hoşuma gitmiyor. Ama Dünkü gelişmelere geçmeden önce en son yazımızda neler söylemiştik? Yazının başlığı “Borsadaki artış yeterli mi?” şeklindeydi ve bu yazıda borsadaki artışın 51.850 ile 52.500 aralığına kadar olabileceğini ve endeks bu aralığa geldikten sonra bu aralıkta genel anlamda nakde geçmekte fayda olacağını belirtmiştik. Fakat, endeks 52.500 seviyesinin yaklaşık 1000 puan üzerini, 53.500 seviyelerini de gördü. Gerçi bu seviyelerde çok az kaldı ve geçici oldu ama 53 bin üzerinde uzun süre yatay hareket yaptı. Dün bir ara 52.250 seviyelerine kadar geriledikten sonra, Dow jones’un (DJI) artıda açılışıyla birlikte, yeniden yukarı döndü ve 52.959 seviyesinden kapandı.

Önceki yazımızda bir de çok uzun vadeye değinip “karamsar” bir tablo çizmiştik. Bu “karamsar” kelimesini tırnak içinde ve koyu yazıyorum çünkü başkalarına ait bir niteleme. Hiç karamsar değilim, gerçekçiyim. Bu konuya biraz sonra döneriz. Şimdi kısaca piyasalardan bahsedelim.

Borsadaki son hareketler tamamıyla dış piyasalardaki koşullara göre belirlendi ve Türkiye’ye özgü bir gelişme nedeniyle ayrışma olmadı. Geçen haftanın son günlerinde önce ABD’den tarım dışı istihdam ve işsizlik rakamları beklenenden çok iyi gelince piyasalar coştu. Bunu Avrupa’dan ve özellikle de Almanya’nın toparlandığına dair verilerin desteklemesi, Avrupa borsalarını çok olumlu etkiledi. Düne kadar coşku hakimken FITCH’den gelen haberler genelde negatif tondaydı. Avrupa’da bir ülkenin temerrüde düşeceği haberi, ayrıca Türkiye’nin hala yatırım yapılabilir ülke sınıfına girmesi için zaman olduğu ve siyasi tansiyonun dikkatle izlendiği yolundaki açıklamalar dün bir ara endeksi 52.250 seviyelerine kadar çekti. Aynı saatlerde Avrupa borsalarında da satışlar vardı. Bu arada dün IMF başkanı Strauss Kahn’ın açıklamaları da oldukça ilgi çekiciydi. Ama bu açıklamaların özeti, “dünya toparlanıyor fakat yeterli hızda değil, bu yüzden gevşek para ve maliye politikaları devam etmeli” şeklindeydi. Fakat dün Bloomberg HT’nin bir haberi vardı ki, ilk anda doğru olup olmadığını sorgulamak zorunda kaldım. Kahn “Dünya yeni bir krize hazırlıklı olmalı” diyordu. Öte taraftan FITCH, İngiltere’nin notunu düşürebileceğini ima eden açıklamalarda bulunuyor ve 2013-2014′e kadar bütçe açığının GSYIH’ya oranını yüzde 3′e çekecek gerçek ciddi önlemler alması gerektiğini vurguluyordu. İngiltere’de kredi kartlarından dolayı ciddi sorunlar var. Tabi ki, piyasaların hoşuna gitmedi ama piyasalar bunlara rağmen iyi tutundu. Dün gece Abama ve Yunanistan Başbakanı Papandreu görüştü ve G20 toplantısında spekülatörlere karşı önlem alınacağı duyuruldu (Onlara aferin).

Şimdi yatırımcılar olarak sizlere bazı önemli bilgileri aktarayım. Ne kadar karamsar veya gerçekçi olduğuma siz karar veriniz. Bunu lütfen adım adım takip ediniz ve kendi kararlarınızı veriniz.

1. Adım : Global kriz sonrasında finansal sistem çöküş aşamasına gelmişti. Bankalar ve diğer finans kurumlarının zararları 9 trilyon dolara ulaşıyordu (bu rakam tüm ülkeler içindir ve OECD tahminidir) Başta ABD olmak üzere ülkeler para para arzlarını tarihte görülmemiş oranlarda artırdılar. Yani para bastılar. Dünya ekonomi tarihinde global para arzında bu çapta bir artış daha önce olmadı.

2. Adım: Yine başta ABD olmak üzere, ülkeler daha önce görülmemiş boyutlarda kamu açıkları verdiler. Hem borçları, hem de bütçe açıklarının GSYIH’ya oranları en az ikiye katlandı.

3. Adım: Diğer ülkelerden farklı olarak Çin, 580 milyar dolarlık bir harcama paketini harekete geçirerek, Çin ekonomisinde hızlı bir küçülmenin hemen aşılmasını sağladı.

4. Adım: Bu tedbirler sonrasında global krizin yarattığı üretimdeki çöküş ve işsizlikteki artış durdu (Temmuz-Eylül) ve verilerde olumluya dönüş başladı.

5. Adım: Bu aşamadan sonra artık gevşek para (bana göre yalama olmuş) ve maliye politikalarının sonuna geliniyor ama zamanlama konusunda kimse hemfikir değil.

6. Adım: ekonomilerin toparlandığına ve eski rayına girdiğine dair kesin ve net veriler geldikten sonra para arzını kısmak ve bütçe açığını daraltmaya yönelik olarak atılacak adımlarda kesin olarak geç kalınmış olacaktır. Yani şu an hiç ortada görünmeyen ve kimsenin de pek aldırış etmediği ciddi bir enflasyon gelecektir. Çünkü, enflasyon dediğiniz şey, faiz artışı ve bütçe açığındaki azaltmaya reaksiyonunu en erken 6 veya 9 ay sonra vermeye başlar. Bu yüzden de, 2011’in başından veya ortalarından itibaren en büyük sorun enflasyon olmaya adaydır ve bu da altına yarayacaktır.

7. Adım: yukarıda altıncı adımda verdiğimiz varsayımın tersini düşünelim. Yani ekonomilerin rayına girdiğine dair kesin verileri görmeden yavaş yavaş parayı çekmeye başlayıp bütçe açığını azaltmaya kalkışmak, ekonomilerin bu sefer ikinci bir dibe doğru gitmesine ve ikinci bir durgunluk döneminin başlamasına sebep olur. Bunun getireceği felaket sonuç ise, bütçe gelirlerinde beklenen artışın olmaması ve bütçe açıklarının küçülmek yerine artmaya devam etmesidir. İşte bu aşamada, ülkeler borçlarını ödeyememe durumuna girerler ve bu aniden bütün ülkeleri sarmalına alabilir. Yani devlet kağıtları pul olur. Şu an dünyadaki her ülkenin her bankasının aktiflerinin en az yarısı devlet kağıdı ile doludur ve bunun anlamı, dünya genelinde bankacılık sisteminin ve fonların çökmesidir. Eğer devlet kağıtlarına bile güven kalmamış ve insanlar paralarını bankalarda tutmak istemiyorlarsa, nereye yönelirler? Tabi ki yine adres altın olacaktır.

8. Adım: Peki dünyayı böyle bir felakete gitmekten ne kurtarır? Acaba IMF başkanı KAHN “Dünya yeni bir krize hazırlıklı olmalı” derken bunu mu kastediyor? Krizlere baktığınızda her zaman ve her şartta domino etkisini görürüsünüz. Bir ülkenin default olması bugünkü şartlarda tüm dünyayı yerinden sarsar. Peki şuna ne diyeceksiniz? KAHN daha önceki bir söyleşisinde şöyle demişti;

“BANA GORE, SORUNLARINA RAGMEN MEVCUT ULUSLARARASI PARA SISTEMI, HALEN MANTIKLI VE IYI CALISIYOR. DOLARIN BIR SURE ASIL REZERV PARA BIRIMI OLARAK KALMASINI BEKLIYORUM” (16 kasım 2009)

Bu cümlenin anlamına bakar mısınız? “BİR SÜRE” kelimeleri net bir şekilde, doların ileride rezerv para olma özelliğini kaybedeceğini söylüyor. Dünyayı kurtaran adam filmindeki Cüneyt Arkın’ı çağırıp şu durumu da halletmesini söyleyelim belki işe yarar. Dünyanın önümüzdeki 2-3 yıllık bir süreç içinde ciddi default durumlarıyla karşılaşacağını ve daha önce görülmemiş risk ve gelişmelerin ortaya çıkabileceğini daha önceki yazılarımda da vurgulamıştım. Hala bu görüşü koruyorum, ama bu söylediklerimin gerçekleşmesini durduracak gelişmeler de olabilir. Nedir bunlar? Üç gelişmeden herhangi biri yeterli olur.

1. Çin’in elindeki 2.2 trilyon dolara ulaşan rezervleri ile ABD ve Avrupa’nın borç sorunlu ülkelerinin tahvillerini almaya razı edilmesi veya bu gidişatı görüp kendi rızası ile Avrupa’daki bu sorunlu yapının çözümüne yardım etmesi.

2. Çin’in parasını serbest dalgalanmaya bırakması (Ama bu durum dünyadaki genel enflasyonu hızla azdıracaktır, fakat ülkelerin defaulta gitmesini önleyecektir.)

3. Şu an toparlanmakta olan ABD ekonomisinin 2010-2011 yıllarındaki büyüme oranlarının en az yüzde 3-4 aralığında olması ve Avrupa’da da büyümenin başlayarak, 2010-2011 yıllarında yüzde 2-3 büyümeye ulaşmasıdır. Bu sayede vergi gelirlerindeki artış, bütçe açıklarındaki artışı frenleyebilecek ve borç ödeyememe endişelerini ortadan kaldıracaktır.

Unutmayınız şu an dünyadaki sorun, büyüme veya toparlanma değil, bazı ülkelerin borçlarını ödeyemeyeceği beklentisinin oluşması ve kredi derecelendirme kuruluşlarından gelen açıklamaların bu beklentileri güçlendirmesidir. KAHN’ın dediği gibi dünya yeni bir krize hazırlıklı olmalıdır. Bu yeni kriz bir bankanın borcunu ödeyememesi veya batması sonucu tetiklenebilir. Fakat artık 2008 yıllarında olduğu gibi ne para ne de maliye politikaları ile yeni kriz önleyebilecek bir şey yapılamaz. 2008’de hareket alanı genişti. Ama şu an dünyanın hareket alanı kalmamıştır. İkinci bir TARP, ikinci bir TALF, hatta Çin’in ikinci bir 580 milyar dolarlık paket açıklaması mümkün değildir. İngiliz hükümetinin bir tane daha Northern Rock kurtaracak durumu yoktur. Çünkü şu an İngiltere’yi kimin kurtaracağı konuşuluyor. Eğer yukarıda verdiğim üç maddeden birinin gerçekleşeceğini düşünüyorsanız, sorun yoktur. Ben bu aşamada bunların hiçbirinin gerçekleşebileceğini düşünemiyorum. Çin benim söylediğim noktaya gelmişse bilin ki, en az 3-5 ülke default olmuştur da Çin öyle o noktaya gelmiştir. Yani iş işten geçmiştir. Çünkü incelediğim hiçbir krizde (2008 de dahil olmak üzere) ekonomiyi yönetenlerin yumurta kapıya gelmeden hareket ettiğini görmedim. 2008’de Lehman Brothers battıktan sonra, Bernanke’nin aklı başına geldi.

Her neyse, borsaya gelelim. Bugün borsada 53.300’ün üzerinde bir kapanış olacağını anlarsanız, 55.000’i hedefleyerek kısa vadeli alım yapabilirsiniz. Aksi halde hisse alımı önermiyorum. Endeksin ve diğer borsaların geçen haftaki yükselişlerin ardından yeni bir düzeltme ve hatta sert bir geri çekilme yapmasını bekliyorum.

Dolarda 1.53-1.56 aralığında dalgalanma bekliyorum, 1.56 aşıldığında hedef 1.60 olacaktır. 1.5250’nin altında bir kapanış beklemiyorum. Eğer böyle bir şey olursa, satıp 1.49-1.50 aralığında yeniden alım denenebilir.

Altın konusunda ise ne dediğim açık. Fakat bugünden yarına bir şey beklemeyin en az 2 yıl vadeli olmak üzere paranızın yüzde 20-25′i altın fonlarında tutulabilir. Alımınızı zamana yayabilirsiniz. Şu an 1 onz altının fiyatı 1120 dolar seviyesinde bulunuyor.

Kalın Sağlıcakla…

Yaşar Erdinç

http://www.bilgeyatirimci.com/yasar_erdinc

Dow Jones’da Sıkı Hareketler/22 Ocak 2010

- bankalar artık hedge fon işinde olmamalıdır.

- gereksiz yere işlem yapılmasına izin verilmemelidir

- Bankalar “private equity” denilen işlere girmemelidir (Private equity konusunun ne olduğunu bir başka zaman açıklarız)

- Şirketlerin “too big to fail” (kurtarılmak zorunda kalınacak boyutta) büyümesine izin verilmemelidir.

Bu sözler OBAMA’ya aittir. Bu da finansal piyasalarda özellikle bankaların hareket alanlarını kısıtlmak ve düzenlemelerle daha sonraki krizleri önleme adına piyasanın etkin yapısını bozmak anlamına geliyor. Sonuç olarak dow jones yüzde 2.1 düşerken, diğer piyasalarda da yüzde 2′lerin üzerinde düşüşler oldu. Nikke yüzde 2.56 düşerken Çin borsası da yüzde 2.56 düştü.

İki önceki yazımda dow jones için direnç bölgesini 10.725 olarak vermiştim ve dow jones 10.725′ten yani tam direnç seviyesinden kapanmıştı. Daha sonraki yazımda aşağı tarafta dow jones’un desteğinin 10.605 olduğunu belirtmiştim ve burası aşağı kırılırsa, pozisyon boşaltmak gerketiğini belirtmiştim ve dow jones adeta dalga geçer gibi 10.603 seviyesinden kapanmıştı. Dün de bu seviyeyi aşağı kırarak 10.389 seviyesinden kapandı. İki günlük gerilemenin ardından, 10.230 seviyesi artık yeni detsektir, fakat Mart ayında başlayan yükselen trend dün aşağı kırılmıştır. Bu aşamadan sonra 10.600 seviyesinin yukarı geçilmesi çok zordur. Marttan başlayan yükselişin ilk fibonacci desteği de 10.115 seviyesinde bulunmaktadır. Doalyısıyla dow jones’da bu aşamadan sonra şöyle bir hareket bekleyebiliriz; İki günlük düşüşün ardından bir toparlanma çabası görebiliriz ve bu da 10.350 ile 10.600 aralığında kalan bir çaba olabilir ama trend aşağı kırıldığı için, bu tür bir yükseliş çabasına çok fazla itibar etmemek gerekir. Bir süre 10.230 ile 10.600 aralığında dalgalanma ve daha sonra 9.850 civarına kadar oluşan bir gerileme olasılığı yükseldi. hatırlarsanız bundan iki önceki yazımda dow jones’ta bir günde oluşan işlem hacmine dikkat çekmiş ve bir gerileme trendinin başlayabileceğini söylemiş ama daha sonraki gün yüzde 1.’in üzerinde hareketle dow jones 10.725′ten kapanınca da, direncin yukarı kırılmadığını ama kırılırsa ilk satış yerinin 10.850 olacağınız, aşağı yöndeki hareketlerde de 10.606′nın altında kapnaış durumunda stop-loss olması gerketiğini vurgulamıştım. Sonuçta o günkü hacimli düşüş en azından dün ve önceki gün oluşan düşüşleri önceden sinyal vermiş oldu. Şimdi yine dow’da yukarı hareket çabası izleyebiliriz ama, güçlü hacimle olmadıkça, yeni yukarı yönlü güçlü bir trendin başlaması olasılığı zayıftır.

Evvelki gün dow jones endeksi bir ara yüzde 1.95 kadar düşüş yapıp daha sonra toparlanarak sadece yüzde 1.14 düşüşle günü kapatınca, bizim piyasalar gün hiç de kötü başlamadı ve dow jonestaki yüzde 1′in üzerindeki düşüşe rağmen, dün bizim piyasa yükselmeye devam edip 55.830 seviyesini gördü ve gün sonuna doğru, dow jones açılıp sert düşmeye başlayınca da günü sadece yüzde 0.30 düşüşle kapatmış oldu.

Bu yorumun yazıldığı sabah saatleri itibariyle dow jones future’ları dünkü kapanış seviyesine çok yakın bulunuyor ve dış piyasalarda yüzde 2′nin üzerinde gerilemeler var. Bugün daha az şanslıyız ve bizim borsa da bu düşüşlere en azından açılıştan sonra reaksiyon verecektir. İlk aşamada biz dxe yüzde 1.5-2 aralığında bir düşüşle başlayabiliriz. yani endeks dün 55.301 kapattığına göre yaklaşık 700 ile 1000 puan aşağıda açılabiliriz. Bu da 54.500 civarından güne başlanacağını gösteriyor. Hatırlarsanız, daha önce 55 bin ile 55.500 aralığından alım yapılıp 57.200-58.000 aralığının satış için hedeflenebileceğini ve 54.350 seviyesinin de stop-loss olarak kullanılabileceğiniz belirtmiştim. Dolayısıyla bugün 54.350′nin belki de hemen üzerinde bir açılışla güne başlayabiliriz. Endeks açılışta en fazla düşüşünü yapar. Yani açılıştan sonra beş dakika içinde görülecek seviye en azından ilk önemli dip seviye olur ve genel karakteristik olarak ardından tepki gelmesi beklenir. Bu şartlar altında ilk beş dajkikada görülen dip seviyeyi baz alırsanız, buna en fazla 500-600 puan ekleyerek izleyen bir iki saatte olacak tepkinin sınırını bulabilirsiniz. Endeksin bugün itibariyle dışarıdan çok olumlu bir kar haberi gelmedikçe açılıştaki dip seviyenin 500-600 puan üzerini geçmesini beklememek gerekir. Bu seviyeler de satış yapıp, nakde geçmek ve beklemede kalmak için iyi bir seviye olabilir.

Bugün dolarda da 14750′nin yukarı geçilerek 1.48-1.4950 aralığına geldiğini göreceğimizi düşünüyorum. En azından şimdilik dolarda 1.47 seviyesinde yeni bir destek oluşaması makro ekonomi açısından da olumlu olacaktır.

Altın 1.150 dolara kadar bir tepki yaptıktan sonra, beklediğimiz şekilde gerilemeye devam ediyor ve dünü 1.083 dolardan kapattı. Bu seviyede bir destek var ve altının 1.080 seviyelerde bir süre destek oluturmasını bekleyebiliriz ama, daha sonra bu desteğin aşağı geçilerek tekrar 1.020-1.040 dolara arasında yeni bir destek seviyesi oluşturacak şekilde hareket yaptığını görebiliriz.

Yaşar Erdinç

http://www.bilgeyatirimci.com/yasar_erdinc

UYUYAN DEV UYANACAK…

Bu hafta bana gelen soruların yüzde 90′ı “dolar ne olacak” şeklinde. Bana bu soru niçin soruluyor anlamam mümkün değil. Çünkü video yorumlarda hem kısa vadeli hem de orta vadeli beklentilerimi zaten aktarıyorum.

Bir şeyin değeri, şartlar değiştiği anda sürekli olarak değişir. Bunu daha önce verdiğim basit bir örnekle açıklayayım. Bir bardak suyun fiyatı nedir? sorusuna verilecek cevap şartlara göre değişir. Eğer çarşıda bir cafe’de iseniz 50 kuruştan veya 1 YTL’den fazla değildir. Ama eğer çölde ölmek üzere iseniz ve bir bardak su hayatını kurtaracaksa, bütün varlığınızı bir bardak su için harcayabilirsiniz.

Bizler yorum yaparken ve geleceğe dönük tahminlerde bulunurken, düne veya bir dakika öncesine kadar olan gelişmeleri ve haberleri veri olarak alıyor ve bu şekilde tahmin yapmaya çalışıyoruz. Varsayın ki; bir haber geldi ve dünyanın en büyük petrol rezervlerinin Türkiye’nin ortasında olduğu ortaya çıktı. Bu durumda dolar 1 YTl seviyesine kadar inebilir.

Yani şartlar değişirse değer değişir. Bu haftaya başlarken elime gelen tüm haber ve verileri hesaba katarak bir analiz yaptığımda sanki dolar haftaya düşüşle başlayıp 1.50-1.53 seviyelerine kadar inecek gibi görünüyor. Fakat şöyle bir dinamik de çalışabilir;

Bu hafta sonunda Kızılcahama’dan ekonomik paket bekleniyordu fakat çıkmadı. Dolayısıyla piyasa bunu olumsuz algılarsa dolarda gerileme değil yükseliş görürüz. Ben sanki haftaya olumlu başlayıp hafta sonuna doğru ciddi biçimde bozulma olacakmış gibi hissediyorum.

Bu tahminler kısa vadelidir.

Orta vadeye baktığımda ise hiç iyi şeyler göremiyorum. Hem borsalar hem de döviz, geçici iyileşmeler içinde bulunuyor. Bu yüzden de iki üç yıldır dolarda bekleyenlere en azından Mart Nisan aylarına kadar beklemelerini öneriyorum. Burada seviye vermemiz mümkün değil…

Fakat unutmayınız ki hiçbir yazımda paranızın tümünü dövize geçin falan demedim. Ben hep yüzde 50′si TL’de olsun dedim. Bunun sebebi de dövizin gerilemesi durumunda TL’den yüksek faiz elde edilmesiydi. Bu aşamada önerdiğim portföyde değişiklik yoktur. Portföy şöyleir;

100 liranın 50 YTL’si bir haftalık mevduat; 30 YTL’si dolar, 10 YTL’si EURO ve 10 YTL’si ALTIN.

ÖNÜMÜZDEKİ 1-2 YILDA EN ÇOK NE KAZANDIRACAK?

ABD’Nin tarihi en yüksek bütçe açığı 750 milyar dolardı.

Bush yönetimi döneminde 1.5 trilyon dolarlık paket açıklandı. Yani gelecek iki yılda bu paket harcanacak.

Obama ise 800 milyar dolarlık bir paketten bahsetti. Dolayısıyla ediyor 2.3 trilyon dolar. Buna şimdiki açığı da eklerseniz, toplam bütçe açığı 3 trilyon dolara çıkıyor. Buna bir de kamulaştırılan kurumların yükümlülüklerini eklerseniz 6 trilyon dolara çıkabiliyor (bunu Roubini söyledi)

Yani bir insan düşünün ki varlıklarını kaybetmiş ve borcu da 5-6 katına çıkmış. Bu insanın yazacağı senedin değeri düşmez mi?

Elbette ki düşecektir. ABD doları yerlerde sürünmek şöyle dursun yerin diplerine girecektir. Önümüzdeki 1 veya en fazla 2yıl içinde uyuyan dev, yani Altın uyanacaktır. ABD dolarındaki çöküş, dünyada bir rezerv para boşluğu yaratacaktır. Bu boşluğu ne Euro ne de Japon yeni doldurabilir. Bu boşluğu Altın dolduracaktır. Çünkü ticarette kabul edilecek tek emtia altındır.

Şu an Altın’ın 1 onz fiyatı 815 dolardır. Yani 31 gram altın 815 dolar ediyor. Bu durumda altının 1 gramı 26.3 ABD doları ediyor. TL ile ifade edecek olursak, 1 gram som altının şu anki fiyatı 41 YTL’dir.

Önümüzdeki 1-2 yıl içinde altının 1 onsunun 2500 ABD dolarına çıkabileceğini tahmin ediyorum. Yani 1 gram 24 ayar altının fiyatı 120-125 YTL seviyesine kadar çıkabilir. Bu rakam sizlerin dudaklarını uçuklatacak bir rakam gibi olsa da öyle fazla bir rakam söylemedim. Çünkü, 1970′li yıllarda altının onsu 32 dolar iken, 3-4 yılda tam 900 dolara kadar yükselmişti. Yani neredeyse 30 kat artmıştı. Burada ben sadece 3 kat artış öneriyorum ve 2500 dolarlık ons fiyatı çok mütevazı bir tahmindir.

Dolayısıyla artık eskiye dönüyoruz. Dedelerimiz ve ninelerimiz savaş yıllarında Altını yastık altına koyarlardı. Şimdi öyle bir dönemin henüz başlangıcındayız. Kapitalist sistem bir süreliğine rafa kaldırılacaktır. Bu yeni deönemde globalizmin tersini göreceğiz. Milliyetçilik akımları ve korumacı politikalar hız kazanacak ve belki de bu dönem savaşla sonuçlanacaktır. Unutmayınız ki; savaşlar açlık ve sefalet sonrasında ortaya çıkar. 1929 buhranı sonrasında Avrupa ekonomileri çöküyordu. Bu arada Almanya ve ABD’nin arası iyice açılmış ve Almanya’ya ambargolar konmuştu. Bu durum Almanya ekonomisini çökertince ve Almanya’da insanlar sadece patates ile karınlarını doyurmaya başlayıp açlık ve sefalete mahkum olunca Hitler ortaya çıktı. Nitekim tüm düyayı krizden çıkaran kişi de Hitlerdir.

Bakalım 2008 krizinin ortaya çıkaracağı Hitler kim olacak? Merka etmeyin yeni Hitler hemen ortaya çıkmayacak. En azından 2011-2012 yıllarını bulur. Bence yeni Hitler Rusya veya o bölgelerden bir yerlerden çıkacak. Olacakları en iyi gören kişi de, iran Devlet Başkanı Ahmed-i Necat’dır. Bu yüzden elindeki rezervleri altına geçiyor.

Durun canım henem bugün altın almanıza gerek yok. Bir süre daha dolar değerli kalmaya devam edebilir. Altın’ın hareketleneceğine dair en güçlü sinyal ise yine ABD’den gelecektir. Ne zaman ABD’nin 10 yıllık devlet tahvili fazileri yüzde 5′i aşarsa, bilin ki altının onsu da 900 doları geçmiştir.

Eğer altına bugün yatırım yapıp kısa vadeli düşünürseniz, hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Çünkü 6 ay gibi kısa vadede herşey olabilir. Ama en az 1-2 yıllık bir süre için birikimlerinizi güvenli bir yerde tutmak istiyorsanız ve bu parayı en az 1-2 yıl harcamayacaksanız yavaş yavaş her ay portföyünüzün bir ksımını altına geçemeye başlayabilirsiniz. Özellikle de altının önemli düşüşler yaptığı zamanlarda almakta fayda var. Öünümüzdeki 6 ay içinde 100 liralık bir portföyün en az 30 lirası altına geçmiş olmalı. Dolayısıyla Nisan 2009 sonu itibariyle önerdiğim portföy,

100 liranın 30 YTL’si altın, 10 YTL’si euro, 10 YTL’si dolar 50 YTL’si de mevduat şeklindedir.

Fakaaaaaatttttt….

Bu yazıyı şu ana kadar aldığım haber ve verilere göre yazdım. Yarın bakarsınız şartlar tümüyle değişir ve ben size elinizdeki dolar ve altınların tümünü satın diyebilirim. Hani cafe’deki bir bardak suyun fiyatıyla, çöldeki bir bardak suyun fiyatında olduğu gibi…

Böyle bir şey olabilir mi?

Evet tabi ki olabilir. Eğer hükümetimiz, hazırladığım paketi uygulamaya kalkarsa, bunu kesnlikle önereceğim… Yani “para harekatını” başlatmamız gerekecek…

Kalın sağlıcakla….

Yaşar ERDİNÇ

KRİZ PLANI

Ortalık yine gelişmekte olan ülkelerden gelen haberlerle tarumar durumda. Rusya’da üç bankaya el konulması ve İzlanda’ya yapılacak yardımda sorunlar çıkması ortalığı karıştırdı. Aslında geçen hafta sonu Çin’in açıkladığı 560 milyar dolarlık paket herkes tarafından olumlu karşılandı ama, bu paket durumun vehametini ve dünyadaki dış talebin daralmasının ölçülerini gösteriyordu.

Öncelikle Çin’İn açıkladığı 560 milyar dolarlık harcama paketinin ne anlama geldiğini söyleyeyim. Bu paket Çin’İn GSMH’nın neredeyse yüzde 20′sine yaklaşıyor. Yani devlet kamu harcamalarını bu miktarda artıracak. Düşünsenize biz eğer bu tür bir paket açıklamış olsaydık ne yapardık? Bizim GSMH’mız yaklaşık 550 milyar dolar civarındaydı. Bunun yüzde 20′si 100 milyar dolardan fazla ediyor. Şu anki kurla zaten bizim bütçemiz 120 milyar dolardır. Bunun üzerine 100 milyar dolar daha harcama planını açıklasaydık ne olurdu?

Peki Çin bunu niye yaptı?

Çünkü çinde son birkaç yılda kurulan fabrikaların tümü yaklaşık yüzde 90 kaldıraçla kuruldu. Yani siz 10 lira koyup 90 lira da banakadan borç alıp fabrikaları kurdunuz. Krizle birlikte dış talep kesilince, bu sefer Çin iç talebi canlandırmaya çalışıyor ve makinelerin çalışmasını sağlayıp, Fabrikaların bankalara olan yükümlülüklerini yerine getirmesini istiyor. Fakat başarılı olamayacaklar. Çünkü Çin’de insanların tasarruf eğilimi çok yüksektir. Yani Japonya gibidir. Devlet harcamalarını ne kadar artırırlarsa artırsınlar, bu para harcamaya dönüşmeyip tasarruf edilecek ve çarpan etkisi yaratmayacaktır. Dolayısıyla Çin ekonomisi de şiddetli bir resesyona girmek zorundadır. Fakat bu hemen olacak birşey değil. İleride göreceğiz.

Şimdi “hocam biz kendi derdimize mi yanalım? Çin’in derdine mi yanalım” dediğinizi duyuyorum. Merak etmeyin bizim derdimiz falan yok. Ekonomi yönetimimiz hala krizin boyutlarının farkında değil. 100 yılda bir ortaya çıkan türde bir kriz var ama “beni ısırmaz” mantığı hakim.

Bundan sonra olacakları anlatayım. Dolar 1.75′e gelecek. Yeniden buradan aşağı dönecek gibi olacak. Fakat ardından bu seviye yukarı kırılınca 1.80 civarında Merkez Bankamız müdahale ederek, 2-3 gün içinde en az 8-10 milyar doların daha dışarı kaçmasına ve rezervlerin erimesine sebep olacak. Bu arada vatandaşlarda aynı seviyelerde hızla dolar satmaya başlayacaklar. Bunları da dışarı kaptıracağız. Hele ki Rusya’dan ruble’nin devalüe edildiği haberi geldiği anda kurları tutmak mümkün olmayacak.

Şu an Bankalar her ne kadar kredileri geri çağırmasa da kredi faizleri yüzde 30′u geçmiş bulunuyor ve dışarıdan borçlanan firmalarımız şimdi içeriye döndüler ama nakit bulamıyorlar. Bursa, Eskişehir, Denizli sapır sapır dökülüyor. Krizin ayak sesleri ortalığı inletmeye başladı. Bankalar şu an eleman çıkarıyorlar. Hatta eleman çıkarmakta olan bir banka basım mensuplarını çağırıp, eleman alacağız, büyüyeceğiz falan diyor. Kamu bankaları da eleman çıkarmaya başladılar. Kısa bir süre notmuz da düşecek ve ortalık yangın yerine dönecek. Aslında hala vaktimiz var ama, sesimizi duyuramıyoruz. Duyanlar ise “yaşar sen de çok abartıyorsun” diyorlar.

Ben bu filmi tam kırk kere izledim. Aynı şeyler oluyor. Son 7 yılda 40 tane krizi dakika dakika inceledim. Filmin bütün sahneleri aynı. Ekonomi yönetimleri aynı şeyleri söylüyor. Arjantin krizi öncesinde Arjantin devlet başkanının veya Meksika krizi öncesinde Meksika Başkanının söyledikleri adeta copy edilip şu an paste ediliyor.

Borsa daha da düşecek. Önümüzdeki bir yıl içinde 1 doların da altını göreceğiz.

Dolar dünyada değer kazanmaya devam edecek. Şu an gelişmekte olan ülkelerde dolar borcu olan herkes dolar bulup bunu kapatmaya çalışıyor ve dolar yetmiyor. Düşünsenize tüm dünyada neredeyse 5 trilyon dolarlık likidite sağlanmış ve hala dolar değer kazanıyor. Herkesin borç kapatmak için dolara nasıl saldırdığına bir bakın. Bu arada Japonya’dan carry trade yapanlar da dolar bulup Yen pozisyonlarını kapattığı için, Japon Yeni de dolara karşı değer kazanıyor. Artık kâr ve zarar mehfumu ortdan kalkmış durumda ve yeni bir felaket HEDGE Fonlardan gelecek. Bu hafta sonu hedge fona yatırım yapanlar paralarını çekip çekmemeye karar verecek. Ocak ayında ise bunun sonuçlarını göreceğiz. Soros’un söylediği gibi 2 trilyon dolarlık hedge fon piyasası belki de 600 milyar dolara düşecek. TÜREV olan herşeyin şu an integrali alınmaya çalışılıyor ve dünyadaki felaket gittikçe büyüyor.

Herkes dolar borcunu kapattıktan sonra, takriben 2009′un Mart-Nisan aylarından sonra belki de daha erken bir zamanda bu dolarlar piyasaya çıkmaya başlayınca seyreyleyin cümbüşü. Bir yandan faizler hızla artmaya başlarken bir yandan da şiddetli bir enflasyon gelecek ve tek adres altın olacak. Çünkü dolar tahttan inince bu boşluğu altın dolduracak. Ben yarın ne olacağını anlatmıyorum. Ben sizlere önümüzdeki 1-2 yılda neler olacağını anlatıyorum. Bu yüzden kalkıp da yarın bana “Altın düştü” hocam demeyin. Kısa vadede belki de altın 640 dolarlara kadar inecek ama ondan sonraki yükselişi de çok sert olacak. Neyse bu konuyu ileriki zamanlarda daha uzun uzun yazacağız ama o zaman geldiğinde sizlere “dönüp 2008 Kasım ayında yazdığım yazıları bir daha okuyun” diyeceğim. Fakat şimdilik dolar revaçta kalmaya devam edecektir. Euro/dolar paritesi önümüzdeki 3 ay içinde 1.16 seviyelerine kadar gerileyebilir. Euro/Dolar’da 1.2950 yukarı kırılmadığı sürece 1.16′ya gerileme olasılığı yüksektir.

Dün gece dow jones yüzde 4′ten fazla düştü. Bugün bizim borsa da 24 bin civarında açılıp yeniden 23.500 seviyelerini görebilir. Fakat bunun bir önemi yok. Borsadan ne olursa olsun uzak durun. Çünkü hiç ummadığınız şirketler iflas edebilir. Dün mahkemedeydim. Bilirkişi olarak elime birçok dosya geliyor. Şu an mahkemelerde haciz dosyaları ikiye katlanmış ve iflas erteleme talebiyle başvuranların sayısında ciddi bir artış var. Tüm bunlar olurken, hala “kriz bizi etkiler mi” tartışması abuk subuk bir tartışmadır.

Son bir veriden bahsedip yazımı bititiriyorum. Navlun endeksi 19.850 tepe seviyesinden 875′e kadar düştü. Yani 6 ay önce geminizi bir günlüğüne 19.850 dolara kiraya verirken, şimdi geminin günlük kirası 875 dolardır. Bu para ile gemide çalışanların günlük yemek ihtiyacını bile karşılayamazsınız. NAvlun endeksleri dünya ekonomisinin en iyi öncü göstergeleridir. Gelecek yıl dünya ticaret hacminin ne kadar daralacağını gösteriyor. IMF tahminlerine göre dünya ticaret hacmi yüzde 2 daralacakmış. Sevsinler sizi… Bu rakamın en az beş katı daralma olacak. Dow Jones endeksinin önümüzdeki 1 yılda 4-5 bine düştüğünü görürseniz de hiç şaşırmayın. Biz hala çok güzel günlerimizi yaşıyoruz.

Ama şunu da söyleyeyim ki; bu yazıyı okuyup iki gün sonra unutacaksınız… Çünkü beyin Cenab-ı Allah tarafından öyle programlanmıştır. Kötüyü kabul etmek istemez. Krizler “cash is king” siz de cash’de kalmaya devam edin. Bu durum ekonomi için hiç iyi birşey değil ama, herkes hep birlikte harcamaya karar vermedikçe, sizin tek başınıza gidip harcama yapmanız ekonomi batarken sizi de batırıyor.

Elimde çok iyi hazırlanmış bir kriz planı var. Bu plan 40 krizin dakika dakika incelenmesi ve 36 krizin de akademik sonuçlarının incelenmesiyle hazırlanmıştır.
Bu krizlerde neler olmuş?
Hükümetler neler yapmış?
Hangi reçete en iyi sonucu vermiş?
Biz neler yapabiliriz?
En başarılı sonucu verecek kriz planı nedir?

sorularının hepsi incelendi ve cevap verildi. Devlet büyüklerimiz, ekonomi yönetimimiz, Merkez Bankamız, TOBB, TUSİAD, MÜSİAD, Hazine kim dinlemek isterse gelip anlatacağım. Fakat burada yazamam. Çünkü yazarsam planın işlerliği kaybolur.

Kalın sağlıcakla…

Yaşar ERDİNÇ

Sayın Başbakanım…

Sayın Başbakanım… (3 Ekim 2008)
Size doğruyu söylemiyorlar, ya da söyleyemiyorlar…

Size “duymak istediklerinizi” anlatıyorlar…

Olacakları bilen bakanlarınız var. Eminim sayın Mehmet Şimşek, kamuoyuna söyleyemediği şeyleri size söylemiştir. Fakat şu an dünyada varolan resmi önünüze tam olarak koyabildiğini de zannetmiyorum.

Sayın Başbakanım,

Lafı fazla uzatmak istemiyorum. Benim söylemek istediğim herşeyi, aşağıdaki yazı anlatıyor. Malezya Eski Başbakanı Mahatthir Muhammed Amerikan Araştırmalar Merkezi’nde yaptığı konuşmada herşeyi söylüyor. Bunu röportaj haline getirdim ve ilgilerinize arzediyorum. Belki bu yolla ülkem için çorbada bir tuzum olacak. Unutmamanız gereken en önemli faktör şu! Biz henüz kriz yaşamıyoruz ve vaktimiz var. Size düşen şey ise sadece aşağıdaki yazıyı okumak için 15 dakikanızı ayırmanızdır.

***

BÜTÇE AÇIĞI OLMAYAN, İHRACAT VE İTHALATTA DÜNYA 17.NCİSİ ve KRİZ ÖNCESİNDE YÜZDE 8.5 BÜYÜMÜŞ OLAN MALEZYANIN HAZİN HİKAYESİ

- Sayın Başbakan, 1997 yılında önemli bir krize maruz kaldınız ve halkınız çok büyük sıkıntılar çekti. Bu kriz öncesinde ekonomik verileriniz çok mu kötüydü? Gerçi birçok Asya ülkesi önemli bir kriz yaşadı ama, kimileri az kimileri de çok etkilendi. Siz çok fazla etkilendiniz. Kriz öncesi ekonomik durumunuzu tarif edebilir misiniz?

- Ringgit dolara karşı çok uzun bir süre 2.50 etrafındaki dar bir bantta dalgalanıyordu ve sağlıksız bir yapı sergilemiyordu. Ayrıca birçok kişi de paramızın değerinin altında olduğunu hatta değerlenmesi gerektiğini düşünüyordu. Yani değer kaybetmek yerine değerlenmesini beklerdik. Ayrıca kurların mutlaka istikrarlı olmasını istiyorduk ve Merkez Bankamız dalgalanmalara izin vermiyordu. Çünkü dalgalanma birçok sektör için istikrarı bozucu bir etkendi.

1997 krizinden önceki yılda, yani 1996 sonu itibariyle reel gayrisafi yurt içi hasılamız (GSYİH) yüzde 8.5 oranında artmıştı. Toplam dış ticaretimizde ise 158 milyar dolara ulaşmıştı ki; biz 18’nci en büyük ihracatçı ve 17’nci en büyük ithalatçı ülke konumundaydık. Bütçemiz fazla veriyordu. Dış borçlarımız, Gayrisafi Milli hasılamızın (GSMH) sadece yüzde 40’ı kadardı. Cari açığımız GSMH’nın yüzde 10’undan yüzde 5’ine kadar gerilemiş ve yıllık enflasyon oranımız tarihin en düşük seviyeleri olan yüzde 2.1 seviyesine düşmüştü.
Bankacılık sistemimize bakıldığında, güçlü bir sermaye yapısına sahip olduğunu ve yüksek kalitede bir varlık yapısı olduğunu görebilirsiniz. Geri dönmeyen kredilerin toplam kredilere oranı yüzde 3.6 gibi çok düşük bir seviyedeydi. Basel’in 25 önemli prensibi aynen uygulanıyordu.
Malezyada’ki tasarruf oranı ise GSYİH’nın yüzde 38’iydi ki; bu oran dünyanın en yüksek oranlarından biriydi ve toplam yatırımların yüzde 95’ini karşılayacak güçteydi. Temmuz 1997’de Malezya para birimi Ringgit, spekülatif bir atakla karşılaştığı sırada, kimse ne olduğunu anlayabilmiş değildi. Bu muhteşem koşullar altında hükümet hiçbir zaman Ringgit’in değerini belirlemeyi düşünmedi ve piyasa güçlerine bıraktı. Politik istikrar, işletmelere ve yatırımcılara yakın olan bir hükümetin varlığı söz konusuydu. Dolayısıyla piyasanın Ringgit’in değerindeki istikrarı bozacağını hiç düşünmedik.

- Yabancı yatırımcılarla ilişkileriniz nasıldı? Özelleştirmeler ile siz de kamu kuruluşlarını yabancılara sattınız mı?

- Diğer ülkelerden farklı olarak, yaptığımız özelleştirmelerde, kamu varlıklarının çok büyük bir kısmını Malezyalılara sattık. Yani yabancılara bunları satıp döviz rezervlerimizi artırmayı ve dış borçlarımızı ödemeyi düşünmedik. Özelleştirmelerde yabancılara çok küçük oranlarda pay verdik. Bu kamu varlıkları çok karlı olduğu için yabancılar aslan payını alamadılar ve çok rahatsız oldular. Malezya’da da elbette ki diğer ülkelerde olduğu gibi gözümüzden kaçan kayırmacılık ve bir miktar bozulma olabilir, fakat bunun çok büyük boyutlu ve yatırımları bozucu derecede olduğunu olduğunu kimse söyleyemez. Zaten Malezya ekonomisinin o sırada kaydettiği büyüme rakamları da bunu gösteriyor. Malezya’ya yapılan yabancı direkt yatırımlar dünyada en üst sıralardaydı. Yabancı direkt yatırımların neredeyse tümü yabancılarındı. Vergi istisnaları vardı ve bu belgeleri bir hafta gibi kısa bir sürede alabiliyorlardı.

- Peki IMF gibi kuruluşlar Malezya’yı nasıl görüyorlardı?

- Malezyanın ekonomi ve maliye yönetimi, IMF tarafından 1997’nin ikinci yarısında alkışlanıyordu. Çok büyük alt yapı ve yapısal yatırımlara gitmemize rağmen borcumuz artmıyordu. Çünkü bütün kaynak içeriden bulunuyordu. Bu yüzden de üzerimizde bu yatırımları durdurma baskısı yoktu. İlginçtir yabancı bankalar sürekli olarak kapımızı aşındırıyor ve ödünç para vermek istiyorlardı. Yani kriz öncesinde yüksek bir kredibiliteye sahiptik.

- Hükümet olarak dış borç kullanmadığınızı söylüyorsunuz, peki özel sektörün durumu neydi, onlar dışarıdan borçlanıyorlar mıydı?

- Hayır! aksine onlar daha dikkatli davranıyorlardı. Çünkü içeride faizler çok düşüktü ve kaynaklarını iç piyasalardan sağlıyorlardı. Hatta içerideki paranın maliyeti o kadar düşüktü ki, yabancı direkt yatırım olarak gelen yabancı işletmeler sermaye ihtiyaçlarını iç piyasadan karşılıyorlardı.

- Rezervleriniz ne alemdeydi? Herhangi bir atak durumunda yeterli döviz rezervinizi bulunuyor muydu?

- Döviz rezervlerimiz en az 4 aylık ithalatın tümünü karşılayabilecek düzeydeydi ve sürekli olarak bu rezervleri kontrol ediyor, yüksek rezerv bulunduruyorduk. Malezya kesinlikle krize aday bir ülke değildi ve olamazdı. Haziran 1997’de Tayland parası Baht atak altında kaldığı anda bizim hiçbir korkumuz yoktu.

- Tayland’da vatandaşlar çok yüksek oranda kısa vadeli borç alarak uzun vadeli yatırımlarını finanse ediyorlardı. (Yaşar Erdinçin notu: biim firmalarımız da aynı şeyi yapıyor) Bu stratejinin sebebi ise, Baht üzerindeki faiz oranının, dolar faizlerinden daha yüksek olmasıydı. (Yaşar Erdinçin notu: Türkiye’nin faizi de dolar faizinin yaklaşık 9 katı) Dolayısıyla bir para kaçışından korkmuyorlardı. Ama para kaçışı başladığında, bunu durdurmak için çaba harcadılar fakat daha sonra Baht’ı sürekli olarak devalüe etmek zorunda kaldılar. Hatta biz o sırada bırakın aynı krize maruz kalacağımızı düşünmeyi, Tayland’a 1 milyar dolar kredi açtık.

- Kriz size nasıl geldi? Madem bu kadar güçlü bir ekonominiz vardı niçin Ringgit’e de atak oldu?

- Tayland krizi başladıktan bir ay sonra Temmuz 1997’de, ekonomistler inanılmaz bir şekilde krizin bulaşıcı etkisinden bahsetmeye başladılar. Bize dediler ki; eğer Baht’ın değeri düşerse, Ringgit’in de değeri düşecektir.

- Neden?

- Çünkü eğer Baht düşerse, Tayland’da üretim maliyetleri düşecek ve Tayland malları Malezya mallarından daha ucuz olacak. Bu nedenle, rekabet gücü azalacak olan Malezya’da da Ringgit değer kaybedecek. Dolayısıyla Ringggit devalüe edilmeliydi. Tabi ki döviz spekülatörleri devalüasyona oynayama başladılar ve Ringgit’te satışa geçerek devalüasyonu uyardılar. Ringgit hızla değer kaybetmeye başladı ve diğer Asya paraları da hep bu döviz spekülatörlerinin atakları nedeniyle dolara karşı sert düşüşler yaptılar. Aslında döviz spekülatörleri Ringgit’in düşeceğinden korktukları için bizim paramızı satmadılar, fırsattan istifade, daha çok daha fazla para kazanma hırsı nedeniyle, döviz manipülatörleri Malezya’daki güçlü ekonomik yapıyı görmezden gelerek, Ringgit’te satışa geçtiler.
Bunlar olurken, kısa vadeci olan hisse yatırımcıları borsada satışa geçtiler ve hisse fiyatları çakıldı. Böylelikle şirketlerin piyasa değerleri hızla eridi. Aslında Ringgit’teki düşüş başladığında müdahale ettik, fakat baktık ki müdahalenin devamı döviz rezervlerimizi eritecek ve ekonomide çok daha büyük hasarlara yol açacak, bundan çok kısa sürede vazgeçtik.

- Bunlar olurken siz neler hissettiniz?

- Sadece ben değil, bütün ülkem tabiri caizse kendini çaresizlik içinde hissetti. Halkım, Ringgit’e saldırının döviz manipülatörlerinin bir oyunu olduğunu biliyorlardı. Tabi ki beklendiği şekilde, Malezya yönetimi döviz manipülatörlerine sert açıklamalarda bulundular. Onlar da geri kalmadı ve hemen akabinde bizim kötü yönetim yaptığımız konusunda suçlamalarda bulundular ve bu krizin kötü yönetimi iyi yönetimle değiştireceğini iddia ettiler. Ne zaman Malezyalılar ve bizim tarafımızdan bu spekülatörler eleştirilse, Ringgit daha fazla değer kaybediyordu. Hatta bunun üzerine diğer Asya ülkelerinin liderleri bize ağzımızı kapamamızı söylediler. Asya’nın kaplanları olan ülkelerin bu liderleri daha da ileri giderek bizlerle ilişkilerini kestiler. Fakat bunun hiç faydası olmadı ve paralarının değeri düşmeye devam etti. Asya Kaplanları döviz manipülatörlerinin eline düşmüştü. Eğer kendilerini IMF’nin ellerine teslim etmezlerse ekonomilerinin çok daha büyük uçurumlardan düşeceği anlatıldı bu ülkelere. 21. yüzyıl hiç şüphe yok ki Asya yüzyılı olmayacaktı. Bu yüzden birçoğu IMF’yi çağırdı.

- Siz ne yaptınız? IMF size de teklifte bulundu mu?

- Evet bize de teklifte bulundular. Biz IMF’nin finansal yardım yapmasının tehlikelerini gördük ve ekonomimizin yönetimi IMF’nin ellerine teslim etmek istemedik. Çünkü IMF’nin farklı ülkelerin farklı problemlere sahip olduğunu anlamadığını gördük. Dolayısıyla aynı reçeteden bütün ülkeler aynı şekilde fayda göremezdi. Biz sadece büyümeyi artırmaya odaklanmadık. Büyüme ve eşit dağıtım bizim için daha önemliydi. Refah, Malezya’nın vatandaşları arasında eşit dağılmalıydı. Eğer refahın dağıtımında adaleti sağlamazsanız, Malezya’nın sosyo-ekonomik yapısı nedeniyle çok sorunlar yaşarsınız. Dolayısıyla kendi çözümlerimizi üretmek zorundaydık ve bunu yaptık.

- Neler yaptınız?

- “Ulusal Ekonomik İyileşme Planı” hazırladık ve “Ekonomik Aksiyon Merkezi” adından bir yapı oluşturduk. Muhalefet liderleri de “Ekonomik Aksiyon Merkezi” ne davet edildiler ve düzenli bir şekilde bu krizden çıkış konusunda tartışmalar yapıldı. Bu arada paramız değer kaybetmeye devam etti, açığa satış izni kaldırılmasına rağmen borsaya sürekli satışlar geldi, kredilerin geri dönmesinde çok büyük zorluklar çıkmaya başladı. Yabancı basın tüm bu olanları keyifle anlatırken, eninde sonunda IMF’den yardım istemek zorunda kalacağımızı söylediler.

Hükümet olarak sabrımız tükeniyordu ve o dönemin IMF başkanı olan Michael Camdessus’u arayarak bu krizin durdurulması için gelişmiş ve gelişmekte olan ülke maliye bakanlarının katılacağı bir toplantı düzenlemesini istedim. Kendisi Nisan 19998’de bunu yapabileceğini söyledi fakat sonra haber alamadık ve toplantı falan yapılmadı.
Bu aşamadan sonra kendi programımızı uygulamak zorundaydık. Maliye bakanımız ilk aşamada, sanal bir IMF programı uygulamaya başladı.

- Nasıl oluyor? Sanal IMF programı ne demek?

- IMF ile anlaşma yapmamıştık ama kendi isteğimizle IMF reçetelerini uygulamaya koyarsak paranın değerinin düşüşünü durdurabileceğimizi düşündük. Ringgit 2.50 seviyelerinden 4.88 seviyesine kadar çıkmıştı.

- Neler yaptınız ve bu politika nasıl sonuç verdi?

- Kötü olan durum daha da kötüleşti. Merkez Bankası tarafından kredi sıkılaştırma politikasına gidildi. Faiz oranları tek rakamlı seviyelerden yüzde 12 seviyesine hızla arttı. İhracat gelirini garantilemiş ve ellerinde çok verimli projeler olan firmalar bile finansman bulmakta güçlük çekmeye başladılar. Merkez Bankası daha da ileri giderek, geri dönemeyen kredilerin vadesini 6 aydan 3 aya düşürdü ve bankalarla işletmeler karşı karşıya geldi. Ayrıca bankaların ayırdıkları kredi karşılıklarının oranı yüzde 1’den yüzde 1.5 seviyesine yükseltildi. Tüketim harcamalarını kısmak üzere başka tedbirler de alındı. İnşaat işleri maliye bakanlığı tarafından sınırlandı. Bankaların yeni ev inşaatlarına kredi açması yasaklandı. Hatta bankalar, devam etmekte olan ve yeni başlayan inşaatlara verilen kredileri ciddi incelemeye almaları ve kredi miktarını azaltmaları konusunda Merkez Bankası tarafından uyarıldı.
Merkez Bankası daha da ileri giderek karşılık oranlarını artırınca kardaki bankalar bile zarar üretmeye başladılar.

Maliye bakanına, Merkez Bankasının ekonomiyi çok hızlı bir şekilde daralttığı ve hükümetin en zorunlu harcamaları yapmak için bile yeterli gelir elde edemeyeceği konusunda uyarılar yapılsa da Maliye bakanı Bu “sanal IMF” politikasının ülkeyi kurtaracağını söylüyordu.

Fakat ben aynı görüşü taşımıyordum. Ülkenin Başbakanı olarak, Maliye Bakanı tarafından gerekli aksiyonun alınarak Merkez bankası’nın bankaları ve banka müşterilerini rahatlatacak önlemler almasını öneriyordum. Fakat Merkez Bankası daha da ileri giderek, para bulmayı daha zor hale getirdi. Bu arada Mali disiplin adına Maliye Bakanı harcamaları yüzde 21 oranında azalttı ki; bu durum gelişmeyi ve büyümeyi neredeyse durdurdu. Yatırım harcamalarında frene basıldı. Bu durum birçok şirket için iflas anlamına geliyordu. Bütün maaş artışları durduruldu. Yurt dışına çıkışlara sınırlamalar getirildi ve hatta bakanların bile yurt dışı gezileri sınırlama altına alındı.

- Bu durumda tüketim ve sizin vergi gelirleriniz düşmedi mi?

- Tabi ki düştü. Hem de çok şiddetli biçimde düştü. Şeker ithalatı bile sınırlandı. İthalatçılar ve perakendeciler çok acılar çektiler. Kan akışı durmuştu ve artık kimse para harcamıyordu.

Sonuç olarak Maliye Bakanı ve Merkez Bankası bir IMF reçetesi uygulamışlar ve sonuç hüsran olmuştu, Malezya ekonomisi derin bir reel krizin içine sürüklenmişti. Yabancı medya her gün “IMF ha geldi ha gelecek” diye yayınlar yapıyordu. Herkes Malezya’nın ekonomisini kayıtsız şartsız yabancılara açacağı tahminini yapıyordu. Bu tür bir durumda yabancı sermayedarlar ve hedge fonlara yatırım yapmış olanlar için Malezya varlıklarını bedavaya ele geçirme imkanı doğacaktı.

- Bu aşamadan sonra neler yaptınız? Herşey kötüye giderken doğru kararlar almak çok zor bir iştir.

- Gerçekten de zor bir iş oldu. 1994 yılına kadar Merkez Bankası’nın başında bulunmuş olan kişiyi çağırdım. Çok tecrübeliydi ve 1987-1994 yılları arasında Malezya Merkez Bankası’nın bütün döviz alım-satım işlemlerini yürütmüştü. Bir seri toplantılar yaptık. O zaman, karmaşık olan bu döviz piyasasının temel işleyiş mantığını çok daha net bir şekilde anladık. Malezya’yı döviz spekülatörlerinden korumak ve IMF’nin ellerine teslim etmemek için bunları bilmek zorundaydık. Karşımıza çok ilginç bir resim çıktı. Maliye Bakanının, hükümetin önüne getirdiği rakamlar ve özellikle Ringgit’in nakit olarak Singapura kaçışına ilişkin devasa veriler yönetimi tamamıyla yanlış yönlendiriyordu. Ortaya çıkan bir gerçek vardı ve maliye Bakanımız offshore Ringgit’in ne demek olduğunu bilmiyordu.

- Ne diyorsunuz? Bir maliye bakanı para hareketlerine ilişkin önemli bir detayı bilmiyor!

- Evet bilmiyordu ve Rinngit’in fiziki ve nakit olarak Singapur’a gittiğini düşünüyordu. Merkez Bankası da Maliye Bakanı’nı bu konuda bilgilendirmemişti. Aslında içerideki ringgit ile offshore’daki ringgit arasındaki fark ringgit’in fiziki olarak dışarı çıkması veya dışarıda olması demek değildi. Zaten ringgit’in çok küçük bir miktarı dışında, tamamı fiziki olarak Malezya’nın içindeydi. Malezya’da yerleşik olmayan biri tarafından bir başka yerleşik olmayana ringgit satıldığı zaman, sadece Malezya bankası veya yabancı bir bankadaki hesap el değiştiriyor ve fiziki olarak ringgit dışarı çıkmıyordu. Aynı şekilde bir döviz alıcı veya satıcısı ringgit’i borç aldığında aynı şey oluyordu. Borç veren genellikle yabancı bir banka oluyordu ve borç verdiğinde sadece bu para hesaplar arasında yer değiştiriyordu. Böylelikle döviz spekülatörü ringgit’i açığa satıyordu. Bu satışlar sırasında bire yirmi (1/20) kaldıraç kullandıkları için, hedge fonlar ellerindeki miktarın 20 katı kadarını açığa satabiliyorlardı. Ama karşılarında buna karşı savaşmak zorunda olan Merkez Bankası sadece nakit pozisyonunu kullanmak zorunda kalıyordu. Spekülatörler genelde hep birlikte hareket ediyorlar ve karlarını maksimize etmek için ringgit’i değerlendiriyor veya değerini düşürüyorlardı. Yani ringgiti veya başka bir parayı mal ve hizmet alım-satım amacıyla kullanmıyorlardı. Tek amaçları karlarını maksimize etmekti ve parayı, alıp sattıkları ve kar ettikleri bir mal gibi görüyorlardı.

- Döviz spekülasyonunun ayrıntılarına indikten ve detaylı bir şekilde bu mekanizmayı öğrendikten sonra ne yaptınız?

- Tabi ki döviz spekülatörlerinin bu aksiyonunun önüne geçmek gerekiyordu. Fakat IMF’den borç almak bir seçenek değildi. IMF’den gelecek parayı da nasıl olsa spekülatörlere kaptıracaktık. Çünkü Merkez Bankası yine nakit işlem yapacak ama bu hedge fonlar denilen beyefendiler 1’e 20 kaldıraç kullanarak ringgit’in değeriyle istedikleri gibi oynayacaktı. Bununla da kalmayacaktık ve IMF’den aldığımız paraları geri ödemek zorunda kalacaktık. IMF emirler gönderecek ve finansal bağımsızlığımızı kaybederek IMF’nin boyunduruğuna girecektik..

- İlk hamleniz ne oldu?

- Gözü doymamış döviz spekülatörlerine, ringitti’i satıp para kazanmanın ve tek yönlü oynamanın karlı bir iş olmayacağını göstermeliydik. Ringgit satanlara karşı satabileceğimiz dolar kaynağı olduğunu göstermeli veya bu tür bir kaynak bulmalıydık. Fakat merkez bankasındaki rezervleri kullanamazdık çünkü, kullanılmayacağına dair karar almıştık ve zaten kullanmaya kalksak hedge fonlara kaptırmış olacaktık. Şansımız vardı ki, Malezya’nın çok sayıda ihracatçı firması vardı ve bu firmalar doğal bir dolar satıcısıydılar. Yapılacak olan önemli bir iş bu ihracatçıların dolar satışlarını organize ederek , ringgiti açığa satanların bundan zarar edebileceklerini korkusunu uyandırmaktı. Korku başladığı anda sattıkları ringgitleri geri alacaklardı. Zaten onlar alıma geçtiği anda ringgit yeniden değerlenmeye başlayacaktı. Bu stratejiyi devreye soktuğumuzda başlangıçta çok iyi çalıştı. Önce ringgit satışları durdu ve daha sonra ringgit değer kazanmaya başladı. Böylelikle ringgitin dolar karşısındaki değeri 4.50’lerden 3.00 seviyelerine kadar düştü. Öyle bir durum oluştu ki ringgit eski kararlı seviyesi olan 2.50’ye doğru düşüyordu. Bu aşamada hedge fonlar ne olup bittiğini anladılar ve büyük bir intikam duygusuyla yeniden ringgit satışına geçtiler. Malezya’nın ihracat şirketlerinin bu çapta bir atağa karşı ringgiti destekleyecek güçleri yoktu. Çünkü multi milyar dolarlık hedge fonlar ve bunlara 1’e 20 kredi açan yabancı bankalarla savaşmak mümkün değildi. Soros’un Quanttum fonu ve LTCM (Long terme credit management fonu)’nun 10 milyar dolarlık kaynağı olduğu ve bunun 20 katı krediyi kullanabilecekleri düşünüldüğünde, adeta sınırsız kaynakları vardı. Dolayısıyla bizim şirketler ringgiti savunmayı bıraktılar.

- Bu strateji çalışmayınca ne yaptınız?

- Farklı bir şey yapılmalıydı. Hükümet olarak ringgiti yene karşı sabitlemeyi düşündük. Fakat ringgit döviz spekülatörlerinin manipülasyonuna açık olduğu sürece bu sabitleme çalışmayacaktı. Kalan tek seçenek “seçici döviz kuru kontrolü” idi.

- Ne anlama geliyor bu “seçici döviz kuru kontrolü”?

- Bu uygulamadaki en önemli element ringgit’in döviz spekülatörlerinin eline geçmesini önlemekti. Az önce anlattığım üzere ringgit ülkeden çıkıp gitmiyordu. Çünkü diğer ülkelerde geçerli bir para değildi. Dolayısıyla döviz spekülatörlerinin ringgit üzerindeki ellerini, Merkez Bankası’nın kontrolündeki Malezya bankaları yoluyla kırarsak başarılı olacağımızı gördük. Bu yüzden Malezya bankaları ve Malezya’da şubeleri bulunan yabancı bankaların ringgti’i bir hesaptan diğer hesaba aktarmalarını yasakladık. Bunun anlamı offshore işlemlerinin mümkün olmamasıydı. Ringgit satışı anormal biçimde durdu. Döviz spekülatörlerinin son anda ringgit alışları da oldu. Çünkü ringgitin değer kazanacağını düşündüler. Bunun üzerine ringgit bir miktar değerlendi. Bu arada diğer Asya ülkelerinin paraları da değerlendi. Çünkü spekülatörler diğer ülkelerin de aynı şeyi yapacağından korktular. Ama onlar yapamazdı, çünkü IMF’nin güdümündeydiler ve IMF buna izin vermezdi.

- Bu stratejiye karşı çıkan olmadı mı? Ulusal ekonomik aksiyon kurulunda bu konu enine boyuna tartışıldı mı?

- Ringgit, dolar karşısında 3.80 seviyesindeyken, hükümet ringgit’i bu seviyede sabitlediğini açıkladı. Tabi ki bu aşamaya kolayca gelmedik. Kurul toplantısında özellikle maliye bakanı ve Merkez bankası başkanı buna şiddetle karşı çıktılar. Ülkeye bir daha döviz gelmeyeceğini söylediler. Halbuki ithalat yapmak zorundaydık ve yabancı paraya ihtiyacımız vardı. Ben Çin’i örnek gösterdim fakat Merkez Bankası başkanımız, zaten Çin’in hiçbir zaman parasını serbest bırakmadığını söyledi. Ama sonunda bu kararı başarıyla uyguladık ve korkulanlar olmadı.

- Sayın Başbakan, isterseniz borsa ile başlayalım. Kriz sırasında borsada neler oldu? Şirketlerinizin değerleri de çok büyük düşüşler yaptı mı?

- Hem de nasıl!… Borsa endeksimiz kriz başladığı sırada 1000 seviyelerindeydi. Kriz derinleştikçe 250-300 seviyelerine kadar düştü. Sürekli satış yapılıyordu. Bu nedenle açığa satışı sınırladık. Fakat şirketlerin değerindeki düşüşü durduramıyorduk.

- Kuala Lumpur borsasında şirketlerin değeri ne kadardı?

- 1 Dolar=2.50 ringgit iken şirketlerimiz 320 milyar dolarlık piyasa değerine sahipti ve kriz derinleştikçe piyasa değeri yaklaşık 80-90 milyar dolar seviyelerine geriledi. Az önce de söylediğim üzere açığa satışı yasaklamıştık fakat başka yerlerden sızıntı vardı. Yabancılar hala hisseleri açığa satıyorlardı.

- Nasıl yani, illegal bir iş mi yapıyorlardı?

- Hayır illegal değildi. Açığa satış işlemini Singapur borsasında yapıyorlardı ve Singapur borsasına kayıtlı hisselerimiz değer kaybettikçe içerideki hisselere de satış geliyordu. Merkez Bankası’na bu işlemlerin mekanizmasını araştırma görevi verdik. Araştırdıkça işin nasıl yapıldığını çok daha net gördük. Aslında burada ayrıntılarını anlatabilirim ama çok karmaşık bir sitem olduğu için fazla detayına girmeyeceğim. Sonuç olarak Singapur borsasında işlem gören hisselerimiz için aldığımız bir dizi tedbir sonrasında, yabancı yatırımcılar buradan da ellerini ayaklarını çekmek zorunda kalacaktılar. Aldığımız kararları uygulama zamanı gelmişti. Fakat çok büyük bir dirençle karşılaştık. Merkez Bankası başkanı ve yardımcısı, paranın dışarı kaçmasını önleyecek olan ve hisselerde açığa satışı durduracak olan kararları uygulamak istemedi. Bunun ülkeye çok büyük zarar vereceğini söyledi. Sonunda her ikisi de istifa etti. Bunun üzerine Merkez Bankası başkan yarımcılarından birini hemen başkan olarak atadık ve tedbirleri uygulamaya koyduk.

- Bu tedbirler çok net olarak nelerdi? Tam olarak ne zaman uygulamaya konuldu?

- 2 Eylül 1998’de bu sert tedbirleri uygulamaya koyduk. Dünya şoktaydı. Bilinen en uzman ve en değerli ekonomistler bile Malezya’nın tümüyle çökeceğini söylediler. Malezya gibi dünyayı etkileyemeyecek olan küçük bir ülkenin deliliği olarak adlandırdılar. Aslında öyle ahım şahım önlemler de değildi. Seçici kur kontrol önlemleri temel olarak üç maddeden oluşuyordu. Bunlar;

Offshore rinngit piyasası elimine edildi ve artık spekülatörler rinngit fonlarına girişi mümkün değildi. Malezya’da yerleşik olmayan yabancıların dışarıdaki ringgit hesapları donduruldu. Bu kişi ve kurumların Malezya’da yerleşik olmayan diğer kişi ve kurumlara ringgit satması veya ödünç vermesine izin verilmedi. Fakat bu kişilerin ellerindeki ringgit’lerle Malezya içine yatırım yapabilecekleri belirtildi. Böyellikle Malezya’da yerleşik olmayanlar açığa ringgit satamayınca döviz kurlarını da etkileyemediler. Döviz kurunu sadece hükümet belirleyebiliyordu.

Hükümet olarak Ringgit’in dolar kurunu 3.80 seviyesinde belirledik ve bu kuru sabitledik.

“12 ay kuralı”nı getirdik. Hiçbir fonun 12 ay dolmadan dışarı çıkmasına veya ülkesine dönmesine izin vermedik. Bunu yapmak zorundaydık. Çünkü aldığımız yukarıdaki önlemler nedeniyle çok büyük miktarda fon kaçabilir ve durum daha da kötüleşebilirdi. Ülkeye girecek fonlar da bu kurala uymak zorunda kalacaktı. Yani eğer ülkemize gelmişlerse 12 aydan önce çıkamayacaklardı. Fakat bu önlemlerden 6 ay sonra, bunu biraz yumuşattık ve yeni giren fonlara vergi koyduk ve sadece karların diğer ülkelere transfer edilebilmesine izin verdik.
- 12 Ay dolduktan sonra bu fonlar kaçmadılar mı?

- Çok ilginç bir şekilde süre dolduğunda hiç bir para çıkışı veya belirgin bir kaçış olmadı. Hatta yabancı yatırımcılar böyle bir kuralı uyguladığımız için memnun bile oldular. Çünkü bu süre içinde Malezya ekonomisi ciddi biçimde toparlanmış ve borsa yükseldiği için, onların da varlıkları değer kazanmıştı. Sonuç olarak şunu söyleyebilirim ki; bu önlemlerin hepsi, Malezya ekonomisinin kontrolünü, spekülatör ve manipülatörlerden geri almak ve Malezya’nın kaderini, Malezya’lıların belirlemesini sağlamak içindi. Önlemler o kadar dikkatle alındı ki; globalizasyonun negatif etkilerini bertaraf edip, pozitif etkilerini öne çıkararak optimizasyon yaptık.

- Niçin Ringgit’i dolara karşı 3.80 seviyesinde sabitlediniz de, kriz öncesindeki gibi 2.50 seviyesinde sabitlemediniz?

- Aslında Ringgit’i 2.50 seviyesinde sabitleseydik, mu durum Malezyayı ve Malezya’lıları zengin gösterebilirdi. Fakat bu durumda dış dünyaya karşı Malezya malları rekabet gücünü kaybedebilirdi. Biz Ringgit’i 3.80 seviyesinde belirlediğimiz zaman Baht ve Pezo’ya karşı paritemizin eski seviyesi olan 1.10 seviyesine yeniden gelmiştik. Yani rekabet gücümüz kriz öncesindeki dengesine geldi.

- Fakat bu durumda ithalat çok pahalanmadı mı?

- Evet doğru ithalat pahalandı fakat bu durum Malezya ekonomisi için tercih edilen bir durumdu. Böylelikle ithalat azalırken ihracatımız artacaktı ve çok daha yüksek bir dış ticaret fazlası verecektik. Gerçekten de aldığımız önlemlerden sonra dış ticaret fazlamız tarihimizde olmadığı kadar yüksek seviyelere çıktı.

- Bu önlemler sonrasında borsada neler oldu?

- Singapur’daki açığa satış işlemlerini durdurduktan sonra, Kuala Lumpur borsasında hisseler hızla değer kazanmaya başladı ve endeks 262 seviyesinden 800 seviyelerine kadar yükseldi. Böylelikle şirketlerin piyasa değerleri hızla yükseldi. Tabi ki bu durum yatırımcıları çok mutlu etti. Ek teminat çağrıları (marjin call) geçmişte kaldı. Herkes elindeki varlıkları çok daha kolay likit hale getirebildi. Diğer taraftan 12 ay kuralı sayesinde yabancılar elllerindeki hisseleri satamamışlardı. Bu kural olmasaydı panikledikleri için bu hisseleri çok düşük fiyatlardan satıp zarar yazacaklar ve ellerine geçirebildikleri paraları ülkelerine göndereceklerdi. Hisselerin yüzde 30’u yabancıların ellerindeydi. Bu hisseleri satıp paraları yurt dışına götürseler, rezervlerimiz tükenecek ve Malezya ekonomisinin çabucak toparlanmasının önüne geçecekti. Bu 12 ay kuralı hem Malezya hem de yabancılar için karşılıklı kazanç sağlayan bir kural oldu.

- Yabancı Direkt Yatırımlar bu kurallardan nasıl etkilendi?

- Yabancı direk yatırımlar bu önlemlerin dışında bırakıldı. Onlar karlarını veya sattıkları varlıkların paralarını yurt dışına transfer edebiliyorlardı. Ayrıca ülkeye getirdikleri her rinngit karşılığında bankalardan üç katı kredi kullanabiliyorlardı. Biz yabancı direk yatırımları ülkeye para getiriyorlar diye istemiyoruz. Bizim en çok önem verdiğimiz şey, yarattıkları istihdam potansiyeli ve teknoloji transferidir. Bir yabancı şirket Malezya’da yatırım yapmak istediğinde 60:40 kuralı uygulanıyordu. Yani bir yatırım yaparken kredi alacakları zaman bu kredinin yüzde 60’ını Malezya bankalarından, yüzde 40’ını yabancı bankalardan alabiliyorlardı. Malezya’da tasarruf oranları yüzde 38 gibi çok yüksek bir oranda olduğu için bu kural sayesinde Malezya bankaları ödünç verebilecek alıcı buluyorlar ve böylelikle iyi karlar elde edebiliyorlardı. İlginçtir, krizin en kötü zamanlarında bile yabancı direkt yatırımlar devam etti ve bu sırada yatırımlarını artırdılar.

- İhracat gelirlerini ne yapıyordunuz? Döviz rezervlerinin artışında bunun önemli bir yeri var mıydı?

- Çok güzel bir noktaya parmak bastınız. Bizim aldığımız önlemleri uygulama ve başarılı olma konusunda ihracatın çok büyük katkısı oldu. Bir ihracatçı ürününü sattıktan sonra eğer 6 vadeli çalışıyorsa, bu ihracat gelirini süre dolduğu anda Malezya bankalarına satmak zorundaydı. Malezya Bankaları ise ihracattan gelen döviz ile ithalat için sattıkları döviz arasındaki farkı günlük bazda Malezya Merkez Bankasına satmak durumundaydılar. İşte bu durum, Ringgit’i 3.80 seviyesinde sabitleyince ihracat gelirlerinin hızla artmasına sebep oldu ve çok hızlı bir şekilde döviz rezervi birikti. Tabi ki bu durum elimizi çok güçlendirdi ve önlemleri çok rahatça uygulayabildik.

- Bu aşamadan sonra ekonomiyi nasıl canlandırdınız? Bu önlemlerin sonuçları neler oldu?

- Ekonomiye para enjekte ettik. Kriz sırasında nakit akışı bozulan firmalar durumlarını bildirdikleri anda hemen aksiyon alındı. Örneğin, perakende satışlar çok düşmüştü. Hükümet olarak kamuda çalışanlara 600 ringgit avans verdik. Bunu ayda 100 ringgit olarak ödedik. Günlük harcamalar için verilen bu avanslar sayesinde nakit sıkıntısına düşmüş olan perakendecilerin alım gücü arttı ve nakit akışları düzeldi. Ekonomi hızla düzlüğe çıkarken borsa yüzde 300’ün üzerinde artış yaptı. İnşaat sektörü yeniden canlandı. Araç satışları kriz öncesi seviyelere döndü. Krize girmeden önce GSYİH (Gayri safi yurt içi hasıla) yüzde 7.5 büyümüştü. 1998’de yüzde 7.2 küçülme oldu. Fakat önlemlerimiz sonrasında 1999 yılında yeniden yüzde 5.6 büyüme kaydettik. Kriz sonrası 1.5 yılda başladığımız seviyeye geri dönmeyi başardık. Başta Malezya’yı suçlayan IMF daha sonra bu tür önlemleri kendisi uygulamaya başladı. Geroge Soros bile başlangıçta Malezya’yı suçlasa da, IMF’ye teslim olmamamızı daha sonra övdü ve bu politikaları önerdi. Hatta daha da ileri giderek ilginç bir şekilde, döviz alış satışlarının düzenlemesi gerektiğini, piyasaların döviz kurlarının belirlenmesi konusunda mükemmel işlemediğini söyledi.

Fakat görüyorum ki, bütün hükümetler, rüşvet, bozulma, kayırmacılık ve şeffaf olmamakla suçlanırken, hala kimse döviz tacirlerini suçlamıyor. Çünkü dünyayı yöneten çok etkili insanlar bunlardan büyük paralar kazanıyorlar.

- Bu olaylar sonrasında çıkarılacak en önemli ders nedir?

- Hiçbir hükümet finansal piyasalardaki hareketlere seyirci kalıp “olsun da görelim ve bir şeyler yaparız” mantığı içinde olmamalı. Keşke Tayland’da kriz başladığında “nasıl olsa biz çok güçlüyüz, bütçe açığımız yok, mali disiplin her şeydir, döviz rezervlerimiz yeterlidir” demeseydik de elimizin altında bir B planımız olsaydı. Bu durumda ülkeye olan maliyeti en aza indirebilir ve daha kriz bize gelmeden durdurabilirdik. Biz yaşayarak öğrendik ve damdan düştük. Bir ülke yöneticisinin yapabileceği en büyük hatalardan biri farklı görüşleri dinlemek yerine sadece yanı başındaki bakan ya da danışmanlara güvenmesidir. Çünkü danışmanlarınız size sadece duymak istediklerinizi söylerler. İşte bu yüzden Asya’da kriz başladığında benim hiç umurumda değildi ve danışmanlarım sürekli olarak ekonomimizin çok sağlam olduğunu söylüyordu. Keşke bir danışmanım bana o sırada bizden dört yıl önce, 1994’de kriz geçiren Meksika’yı ayrıntılı olarak anlatmış olsaydı.

- Teşekkürler sayın Başbakan.

***

Evet sayın Başbakanım… İşte böyle…

Bundan sonra ABD’de olacakları size anlatayım. Aşağı yukarı bütün krizler aynıdır. ABD’ye büyük bir reel kriz gelmek zorundadır. İnanmıyorsanız elimde bulunan 46 adet kriz hikayesini size göndereyim. Göreceksiniz… değişen bir şey yok… Hepsi aynı yolu izliyor…

ABD’de sırada Hedge fonlar var. Bu fonlar açığa satış yaparak düşen piyasada da para kazanabiliyorlardı. Ama şimdi açığa satış yasaklandı ve bu fonlardan deli gibi para çekilişi yaşanıyor. Fakat bu fonlar ABD SPK’sınca (SEC) denetlenmediği için, bu fonların nerelere yatırım yaptığına ve ne kadar fonun battığına dair bilgi yok. Ortaya çıkanlar ise, zaten Lehman gibi, AIG gibi devler yüzünden haberlerde ön sıralara giremiyor.

SONUÇ: Bundan sonra ABD’de 700 milyar dolarlık paket dişlerinin kovuğuna gitmeyecek… Sonra ABD’den reel sektör şirketlerinin battığı ve işsizliğin hızla yükseldiği haberini alacağız. Yani ABD ekonomisi depresyona girecek. 8.5 trilyon dolar tüketim yapan bu ekonomide şu an bankalar bırakın tüketiciye kredi vermeyi, kendi bankalarına bile kredi veremiyor. Tüketim en az 7.5 trilyon dolara kadar düşecek. Vay Almanya’nın haline, ve dolayısıyla vay bizim halimize. FED’in bilançosu ise patlamak üzere… Yangın söndürmeye gitmiş bir itfaiye arabası düşünün. İtfaiye arabasındaki su ha bitti ha da bitmek üzere… FED işte bu durumda. Bundan sonra dünyada faziler de artacak enflasyon da artacak. Fazla gitmez, gelecek yılın ilk yarısında Çin’deki krizi konuşuyor olacağız. Kriz bize ne zaman gelir diye soracak olursanız, duymak istediğiniz şeyi söyleyeyim… Bizim ekonomimiz sağlam.. Bu krizi en hafif atlatacak ülke biziz…

Eğer yüzyıla adını yazdırıp böyle bir krizden Türkiye’yi kurtaran isim olmak istiyorsanız, yapmanız gereken basit birşey var. Size ekonomi brifingi verenlerden habersizce, üç tane yabancı ekonomist ile gizlice görüşün (benim tercihim Amerikalı Paul Krugman ve Robert Mundell ve Martin Uribe olurdu). Sonra üç tane de kendi güvendiğiniz Türk ekonomistle görüşün (benim tercihim Ege Cansen, Ercan Kumcu ve Hasan Ersel olurdu). Bu altı kişi zaten sizi hareket geçirmeye yetecektir. Kaybedeceğiniz hiçbirşey yok. Sadece bir öğleden sonranızı alır. Üstelik Edebali’nin öğütlerine çok değer veren bir kişi için bunu yapmak, O’nu sadece yüceltir.

Çok içten saygılarımla…

***

YATIRIMCILARA NOT: ABD’de dün gece kredi krizi gittikçe derinleşti. Artık herkes aldığı parayı saklıyor. Devlet tahvili faizleri görülmemiş şekilde düştü. Artık Likidite tuzağına giren Bir ABD ekonomisi var. Dün Trichet de faiz indirmekten bahsetti. Tüm dünya likidite tuzağına giriyor. 700 milyar dolarlık paket geçse de artık çok geç. Artık hiçbir kağıt (hisse, türev ürün, özel şirket tahvilleri ve bonoları) beş para etmeyecek. Kağıt olan herşeyden uzak durulmalı. Hisselerden uzak durulmalı. Nakitte kalmak gerekiyor. TL’nin yabancı paralara karşı değer kazanma süreci bitmiştir. Artık trend yukarıdır. Önümüzdeki 1 yıl için en iyi yatırım aracının nakit olduğunu söyleyebiliriz. Hiç faiz kazanmasanız bile, herşeyin fiyatı tepe taklak olacağı için, elinizdeki nakdin alım gücü patlayacak. Döviz ve Haftalık repo bence en iyi yatırım araçlarıdır. Önümüzdeki bir yılın en iyi yatırım aracının altın olduğunu düşünüyorum. Nakdin yüzde 30′u döviz, yüzde 15′i altın ve yüzded 55′i repo olmalı.

POSTED BY: Yaşar ERDİNÇ

http://www.bilgeyatirimci.com/

Design Downloaded from Free Wordpress Themes | Free Website Templates.