‘Strateji Yazıları’ Kategorisi Arşivi

Gün olur devran döner…

ABD’nin finansal krizinin faturası başarılı bir şekilde tüm dünyaya çıkartılmaya devam ediyor. Avrupa, Uzakdoğu, Rusya, Çin; isteseler de istemeseler de Amerika’yı içerisine düştüğü bataktan çıkarmaya çabalıyor.
Başarılı olma ihtimallerini de gittikçe arttırmaya çalışıyorlar. Çünkü Amerika para basma makinemi istediğim kadar çalıştırırım diyor. Yani para gani. Ama maalesef değeri yok (olacak/olabilir). Birşeyden dünyada kıt miktarda varsa kıymetlidir. Bunu Amerika bilmeyecek değil fakat işin içinde başka hesapların da olabileceğini hesaplamak gerekiyor. Bu hesapları biz anladığımız zaman yine geç olmuş olacaktır. Bizim için önemli olan bizim para piyasalarındaki gelişmelerin trendi olacaktır.

YTL/DOLAR
Bütün olay cari açığımızı ve özel sektörün döviz borçlarını nasıl ödeyeceğini bilememesinden kaynaklanıyor. Burada IMF ile bir anlaşmaya gidip piyasayı rahatlatma amacı güdülüyor. Bu sayede daha rahat borç bulabiliriz diye fakat bize borç verebilecek ülke ve kurumların da durumu pek içaçıcı değil. Yani herkes kendi evindeki yangını söndürmeye çalışırken kimse kimseye bir kova bile su veremeyebilir. Tabii burada tefeci gibi çalışan kişi ve/veya kurumlara karşı da dikkatli olmak lazım.
Peki bu ihtiyacı içerisinde bulunan döviz nereden bulunacak. Ya hükümete baskı yapıp 2B’ler kelepir fiyatına satışa çıkarılacak, ya da Türk halkının döviz mevduatları bir şekilde ellerinden alınacak. Ellerinden alınacak diyorum çünkü yedi sene bu dövizi halka taşıttırdıktan sonra şimdi yedi sene önceki ortalama 1.65 YTL kuruyla bu dövizi talep ediyorlar. Yani bunca senedir aldıkları faiz de, yanlarına kar olarak kalmış olacak. Bunun farkında olan MB döviz aşağı gelince alım ihaleleri açıp, halkın dövizini ucuza kaptırmam mesajı veriyor ama bunu halkın da anlaması lazım. Halkın elindeki dövizi nasıl ucuza alırsınız? 1.75 YTL’yi görmüş doları mümkün olduğunca aşağı basarak! Böylece halk panikler ve satar siz de gidip bu dövizleri alırsınız. Benim gördüğüm dolar kuru seviyeleri 1.52 – 1.82 ve 1.99 YTL’dir. Bu bantlar arasında tabiiki çok fazla al-sat bantları vardır. Bu insanların kişilik yapıları ve al-sat hızlarına bağlıdır. Önemli olan ağaçlara bakarken ormanın içerisinde kaybolmamak, ana trendi gözden kaçırmamaktır.

FAİZLER
Dünyada neredeyse bütün merkez bankaları Amerika Merkez Bankası’na yardımcı olmak için faizleri aşağı çekmeye devam etmektedirler. Burada amaç; krizin maliyetini bütün dünya devletlerine çıkartmaktır. Yani fatura bütün devletler aracılığıyla halklara yansıtılmıştır. Bunun için de herkes birer birer işinden olmakta, mümkünse daha az yemekte ve daha kanaatkar olmak zorundadır.
Bu nedenle faizlerin kolay kolay yükseliş trendine girmesi şimdilik hayaldir. Krizin maliyeti netleşip, hesaplar yapılana dek en iyi ihtimalle dünyada faizler yatay bantda kalır. Bizim merkez bankamız da her fırsatta faizleri aşağı çekmeye çalışacaktır. Yalnız halkın elindeki döviz erimeden faizleri hızlı bir şekilde aşağı çekmesi daha yararlı olacaktır.

€/$ PARİTESİ
Finansal piyasalardaki yapılandırılmış ürünler nedeniyle dolara olan talep zayıflamaya  başladığı zaman, paritenin de toparlanmaya başlayacağını bekleyebiliriz. Fakat bunun süresini söylememiz biraz zor. Zaten piyasalar bunu biliyor olsa tünelin ucundaki ışık az da olsa görülmüş olur. Bu da demektir ki; krizin sonunu bir şekilde görmüş oluruz. Paritedeki seviyeler 1.18-1.26 ve 1.36 olarak kendini göstermektedir. Burada önemli olan Amerika’nın işsizlik, konut ve tüketim verilerinin ne zaman iyileşme sinyalleri vereceğini takip etmek olacaktır. Ama uzun vadeli düşünenler için euro biriktirip, ellerindeki dolarları kademeli olarak azaltmaları bahsettiğim nedenlerden ötürü akılcı olacaktır. Burada özellikle borçlu şirketlerin finansal yapılandırmalarını yaparken projeksiyonlarını tekrar elden geçirmelerini öneriyorum. Paniklemek yerine neyi, niçin yaptıklarını iyi tespit etmesi ve yürülüğe koyması yeterlidir. Herkesin aynı gemide olduğu unutulmamalıdır.

Emtialar & Altın
Amerika içine düştüğü durum nedeniyle ya para basacak yada borçlanmasını arttıracak. Dolayısıyla her iki seçenekte de doların zayıflayacağı açık ve nettir. Böyle bir süreçte emtiaların ve altının güçlenmesini ve prim yapmasını beklemek gayet doğal bir sonuçtur.

Dünyadaki hisse senedi piyasası ve İMKB
Bazı şirketlerin değeri kasasındaki tutardan bile daha ucuz hale gelmiştir. Şirketin varlıkları ve nakit akışı hiç hesaba katılmıyor. Temettü verimliliği, büyüme potansiyeli herşey gözardı edilmiş durumda. Böyle zamanlar uzun vadeli düşünebilen ve nakitte olanlar için önemli bir fırsattır.

Hepimize sağlık, huzur ve bereket dolu nice bayramlar diliyorum.

Serkan Çevik

not:
Gelen talep üzerine haftalık Ekonomist Dergisi’nde çıkmış olan diğer yazılarımı tarih sırasına göre 29 Eylül 2008′de siteye aktarmıştım. İlgili link’ten ulaşabilirsiniz. Bilgilerinize.

 

Geleceği görmek…

(26/09/2008 Ekonomist Dergisi yazısı)

ABD’deki 11 Eylül olayları ile başlayan Büyük Ortadoğu Projesi 7 yıl aradan sonra Rusya’ya kadar dayandı. ABD boğazları neden geçmek istiyor? Güney Osetya ile Gürcistan neyi sinyallemiş oldu? NATO ile Rusya’nın ilişkileri bundan sonra nasıl olacak? İran’ın BM kararlarına uymaması ve uranyum zenginleştirme projesinin sonucunun nerelere gidebileceği gibi çok bilinmeyenli problem büyüyor.

Kurunun yanında, yaş da yanar mı?

Bir insanın veya bir devletin büyüklüğü-güvenilirliği; dünyanın herhangi bir yerindeki ülke ve/veya birey için, zaman içerisinde eşitlik ilkesi/hakkaniyet ölçülerine daha fazla önem vermesinden/gözetmesinden ve bu değerlere saygı duymasından geçiyor. Bunu daha net nasıl anlatabilirim bilmiyorum ama yukarıdaki olayların hepsinin çözümü burada yatıyor. Dolayısıyla şuanda gelecek dönem için olumlu olmak için erken diye düşünüyorum. Böyle bir ülkenin işlerinin rast gitmesini beklemiyorum. Böyle büyük bir krizin geldiğini göremedik demelerine inanmak çok güç. Bu krizden çok az kişi gereğinden fazla zengin olurken, fatura halka ve tüm dünyaya yazılmaya çalışılıyor. Hata üstüne hata. 700 milyarlık kurtarma paketi mecburi çıkacak. Aksi takdirde hem Cumhuriyeçiler, hem Demokratlar zor durumda kalır. Elimizdeki bu kadar az bilgiyle bile bu zararların 4-5 trilyon dolara kadar çıkmasını bekliyorum. ABD ekonomisinin 13-14 trilyon dolarlık bir büyüklüğe sahip olduğunu düşünürseniz, bu rakamın ne anlama geldiğini sanırım tahmin edebilirsiniz. Dalga bu kadar büyük olunca kurunun yanında, yaş da yanar mı diye sormak ve iyi düşünmek gerekiyor.

2006’dan bu yana nakitte kalmak gerektiğini ve bu tür türev ürünleri, türevin türevlerine bulaşılmaması gerektiğini önceki yazılarımda da belirtiyordum. Ama insanoğlunun para kazanma hırsının önüne geçmek öyle kolay değil. Önce kanaatkar olmayı öğrenmek gerekiyordu. Bu özellikle batan kurumlar için geçerli tabii. Dilerim neden battıklarının farkındadırlar ve bundan sonrakilere ibret oluştururlar.

Emtia, €/$ ve faizler…
S&P, ABD’nin 3A kredi notunun Tanrı vergisi olmadığını, bunu haketmesi gerektiğini söyleyerek diğer ülkelere dikkatli olun mesajı vermiş oldu. Bundan sonra insanlar ve merkez bankaları tutmaları gereken doların minimum miktarını elde tutmaya özen gösterecekler. Dolayısıyla fazla para emtialara (altın, gümüş, bakır, petrol vs.)  doğru bir yönelimde bulunabilir. Bu da ister istemez ABD’nin borçlanma maliyetlerini arttıracaktır. Petrol ise $ 75-100 bandında bir süre geçirdikten sonra ne yöne gideceğine karar verecektir. Ekonomilerin durgunluğa girmesi petrole beklenmedik bir satış dalgası getirebilir. Böyle bir süreçte €/$ paritesinin ise 1.46- 1.58 bandında dalgalanması muhtemel.

Hedge Funds
ABD’eki yatırım bankalarındaki sorunların, bankalara sıçradığını, buradan da sıranın hedge funds’lara ve reel sektör şirketlerine kadar geldiğini gözlemleyebiliriz. Açığa satış işlemlerinin ABD ve Avrupa Borsalarında yasaklanmış olması olumlu bir adımdır. ABD’nin 700 milyar dolarlık paketi piyasalarda olumlu bir hava yaratabilirse satış için iyi fırsat olarak kullanılacaktır.

$/YTL ve faizlerimiz
Merkez Bankası faizleri indirmediği sürece dövize baskı sürüyor. Çünkü yabancıların pozisyonu tamamen yüksek faiz, düşük döviz kurgusuna göre yapılanmış durumda. Bunu Ege Cansen hocamız sürekli anlatmaktadır. Türk halkı ne kadar döviz alırsa alsın, yabancı istemedikçe birşey olmaz deniliyor ama unutmayalım ki; beklenmedik dış şartlardan ötürü yabancılar da istemedikleri bir durumla karşılaşabilir. İşte o zaman bizim de yıllardır verdiğimiz yüksek faizler boşa gitmiş olur. Yani enflasyon hedeflemesinin, Türkiye’den yüksek faiz almanın hikayesi olduğunu anlamış oluruz. Bu krize yüksek bir döviz kuruyla yakalanmış olsaydık daha iyi olurdu. Yabancılar borsadan çıkamadıkları için dövizlerini alıp gidemiyorlar. Bu bono için de geçerli ama faizler iyi olduğu için en son ana kadar dayanmaya çalışıyorlar. Bu ortamda parayı nereye götürebilecekleri de şüpheli zaten. Burada bizim Merkez Bankası’nın yapması gereken iş dövizi 1.50 YTL seviyesine getiren faiz oranı nedir onu tespit edip, fazileri oraya kadar indirmeye çalışmasıdır.
$/YTL,  2007’nin kasım ayından bugüne 7 senelik bir döviz düşüşünün taban formasyonunu oluşturdu. Bu band bana göre 1.14 ile – 1.24 arasında gerçekleştirilen bir depolama, açıkları kapatma, tahvil bonodan elde edilen karları dolar bazında cebe koyma dönemi olarak kullanıldı. Bundan sonrası bıçak sırtı bir döneme girmiş bulunmaktayız. Gelişmeleri çok sakin kafayla sürekli değerlendirmek lazım. ABD dahil herkesin hata yapabileceği bir dönem.

Dilerim ABD, bu kredi, kredibilite ve güven krizini çözebilir.
Sağlık, mutluluk ve huzur dolu nice bayramlara.

 

Ne enflasyon, Ne büyüme….

Büyük Ortadoğu projesiyle başlayan hesapsız harcamalar, mortgage krizi ile çakışınca Amerika yavaş yavaş da olsa durgunluğa (resesyona) girdi. İş öyle bir hal aldı ki; hesap kitap tutmaz hale geldi. Piyasanın kendine gelmesi için yapılan her müdahale-haber satış fırsatı olarak kullanılmaya çalışılıyor. Hastaya kan veriyorsunuz ama kanamasını durduramadığınız için verdiğiniz kan da bir işe yaramıyor. Amerika’nın bunu bilerek yaptığını sanmıyorum. Çünkü bu yaptığı faiz düşüşleri bir süre sonra kendisine inanılmaz bir enflasyon olarak da  dönebilir. Kısa vadede ihracatı destekliyormuş gibi gözükse de, orta (ve hatta belki de uzun) vadede bir çıkmazda oluğu kesin. Bakalım FED yapılan hataları ne zaman anlayacak? Bize maliyeti ne olacak? Amerika artık ne büyümeyi, ne enflasyonu düşünüyor. Sistemde bir aksama oluşmasın ve iflaslar başlamasın diye dua ediyor.

Biz ne yapıyoruz?

Faiz’de FED’in bu denli ciddi faiz indirimlerine karşı bizim merkez bankamızın hala bu kadar çekingen davranmasını doğru bulmasak da, kendilerini çok inanarak savunuyorlar. Verdiğimiz faiz açısından Dünya’da ilk sırada olmamıza rağmen verdiğimiz reel faiz sürekli artıyor. Aslında dünya faiz indirirken biz faiz arttırıyoruz. Merkez Bankası ile Hazine’nin  işbirliği yapıp, faizlerin nereye kadar çekebileceğini çok iyi tespit etmesi gerekiyor.

TCMB gecelik faizleri indirmediği sürece repoda bekleyen (nakitte kalmak isteyen) para dövize geçmek için fırsat kolluyor. Bono ve hisse senedinden çıkan para dünyanın en yüksek faizini almaya devam ediyor. En ufak bir tedirginlikte hemen gidip döviz almakla Merkez Bankası’nı tehdit ediyor. Merkez bankası da faiz indirmeye çekiniyor. Ama beklemediğimiz bir dalga gelirse piyasaların vereceği tepkinin pek hoş olmayacağı kesin. Diğer taraftan cari açığımız bu kadar olmasaydı, doların fiyatı ne olurdu diye de düşünmemiz lazım. Beterin beteri var.

Kuzey Irak ve anayasa olayları ise politik riskleri gündemde tutuyor.
IMF ile ilişkiler bir şekilde sürdürülmeye çalışılıyor. Sosyal güvenlik reformu çözüm yolunda devam ediyor.
AB ile olan ilişkiler gitti geldi yine Güney Kıbrıs’a limanların açılmasına bağlandı. Bu konuda kimin kaç yüzlü olduğu artık tahmin edilemiyor. Türkiye’nin AB üyeliğine karşı çıkılması, ilişkilerimizin yavaşlamasına neden olsa da, piyasalarda ve halk da artık bunun eskisi kadar önemsenmemesi gerektiğini ve nasıl bir oyun olduğunu anlamasına neden oldu.

Türkiyedeki özelleştirme süreci; elektrik dağıtım ihaleleri, Halkbank ve Milli Piyango ile devam ederken, iyi yönetilen Türk şirketlerinin de değerinin artacağını düşünüyorum. Bu piyasada çok geniş bir yeniden yapılanma, şirket evlilikleri ve satınalmaları takip ediyor olacağız.

Değişen makro dengelerimiz nedeniyle önümüzdeki dönemde ülke notumuzun artacağını bekliyorum. Bu da, daha güçlü fonların Türkiye’yi ajandalarına almalarını gerektirecek. Zaten böyle bir ortamda makroekonomik verilere bakacak olursak, küresel sermaye Amerika’ya gideceğine, Türkiye’ye gelmeyi tercih edecektir. Bunu beş yıl önce rüyamızda görseydik, inanmazdık herealde.

Türkiye’de iş sahipleri ne yapmalı?

Üretim ve stok kontrolünü iyi planlamalı, muhasebe ve finansı iyi koordine etmeli, hammaddeyi doğru zamanlamalarla, doğru miktarlarla almalı vs. İyi takımlar kurmalı. Takım kurarken küçük hesaplar peşinde olmamalı. Yani yabancı şirketlerden bunca senedir gördüğümüz; ‘kurumsal ve rekabetçi şirketleri, iyi takımlar kurar, bu ortamı ise akıllı patronlar yürütür’ mantığını iyi oturtmamız gerekiyor. Küreselleşme sanırım herkesi bu noktalara getiriyor. Bunları yapamayanlar da zaten 10 sene içerisinde kaybolup gidecek gibi gözüküyor. İnsanın değeri, sermayenin önüne geçmeye başladı. Çok küçük sermayelerle çok iyi para kazanan işler oluşmaya başladı ve bu trend hızla gelişebilir.

Para sahipleri ne yapmalı?

Dövizden faize geçeceği seviyeleri iyi tespit etmeli.
Borasadaki iyi şirketleri bulmalı yada bulanları bulmalı.
Neyi niçin aldığını ve niçin satmak istediğini bilmeli.
İyi niyetli ve sabırlı olmalı.

2008’de hesap kitap tutar mı?

2007’de içeride ve dışarıda olanları öngörüp de doğru tahmin yapan varsa bu yıl ya iyi bir transfer almıştır yada zengin olmuştur. Fakat bu hakları alamamış olanlara 2008’de bir şanş daha verilecek.  Şaka bir yana dalgalanmanın sıklığının artacağı bir yıl bekliyorum. Ama istikrarsız olmasını beklemiyorum. Yorumların çoğu ortada kalıyor. Ben biraz daha net olmaya çalışacağım.

ABD
Amerika’da mortgage batağının faturası kime yazılacak? Sanırım en önemli soru bu. Bankalar milyar dolar kar ederken hiç sesleri çıkmaz ama zarar edince zararları hemen kamulaştırmanın yolunu bulmaya çalışırlar. Etikliği konusunda birşey söylemeye gerek yok. İşin içinde para olunca kimin ne olduğu hemen ortaya çıkıyor. Bu bataklar, bu gidişle Amerika’daki mortgage kredilerini sigortalayan kurumlara hediye edilir gibi duruyor. Bu şirketler, olayı tabikii sahiplenmek istemezler ama 2008’in Kasım ayında seçimler var. Ve bu Cumhuriyetçiler için çok önemli. Politik konulara daha fazla girmek istemiyorum çünkü işin ucu milliyetçiliğe kadar gidebilir.

RUSYA VE ÇİN
Petrolden gelen paralarını daha fazla ABD tahvillerine götüremeyeceklerini çok kibarca anlatmaya çalışıyorlar. Fakat gelen paraları ne yaptıklarını de belli etmemeye gayret ediyorlar. Petrol ve altında daha ne yapabileceklerini anlamak pek mümkün değil  demeyeceğim. Çünkü belli. Ama anlayan anladı.

EMTİA FİYATLARI
Dünyadaki mal fiyatlarında yukarı hareket ölçülü ve makul seviyelerle devam edebilir. Çünkü Dünya’nın Çin’in ucuz ve kaliteli üretimine ihtiyacı daha yeni yeni başlıyor. Artık Avrupalılar bile paralarının alım gücünden şikayetçiler. Bu ne demektir biliyor musunuz?

2008’in durgunluğa ve istikrara ihtiyacı var. Piyasa katılımcıları volatiliteyi azaltmaya çalışacaktır. Fakat ani değişim rüzgarları bunu ne derece destekler iyi hesap etmek gerekiyor.

TÜRKİYE’DE PARA NE YAPABİLİR?

FAİZ
Burası yabancı yatırımcılar için hala verimli bir ülke. Bonodan çıkıp, gitme ihtimali zayıf. Yeni para getirme ihtimalleri fazla. Faizler hangi yöne giderse gitsin kazançlı çıkabilirler. Yeni dünya şartlarıyla zor olabilir fakat böyle getiriler Dünya üzerinde kalmadı. Borçlanmayı minimize edecek şekilde sorunlara çözüm bulmak yerine çalışıp faizleri öderiz mantığı değişmedikçe bir yabancı gider bir başka yabancı gelir.

İMKB
İyi fon yöneticileri senet değişimini bir süredir yapıyorlar. Pahalı şirketlerimiz var. Doğru. Ama öyle ucuz şirketlerimiz varki. Hesap kitap yapmasını bilene sadece zamanlamayı yapmak kalıyor. Patronuna kadar tanıdığınız şirketleri alın. Tanımadığınız şirketler, zaten sizin ilgi alanınız dışındadır. Takas oranları sizi korkutmasın.

DÖVİZ
YTL’nin hakettiğinden fazla değerli olduğunu bilmeyen kalmadı. Önemli olan cari açık ve dışarıdan gelen likiditenin devam ettirilebilme gücüdür. Buradaki risk, yurtdışı kaynaklı likidite sıkıntısından dolayı ayrışmaların artma eğiliminde olmasıdır. Dolayısıyla dövizin yönü ve ulaşacağı seviyesindeki kalıcılığı da önemlidir.

GAYRİMENKUL
Amerika’daki olumsuz gelişmelerin buradaki satışları etkilemesi muhtemel. Orada son 30 senenin en düşük emlak fiyatları oluşmaya başlamış. Buraya  da son 3 sene bazında yansıması kimseyi rahatsız etmemeli.

ŞİRKET SATINALMALARI VE BİRLEŞMELERİ
Bu tür olaylar mecburiyet içerisine düşen firmalar yüzünden de olsa artacak. Önemli olan şirket sahibinin, şirketi bu duruma getirmeden önce stratejik planlamaları doğru yapıp, gerçek kurumsallaşmaya  önem vermesi ve gerekli yapılanmayı oluşturmasıdır.

Bereket dolu bir yıl diliyorum.

 

Patron Hata Yaparsa…

Sizlerle piyasalar ile ilgili görüşlerimi paylaştığım  son yazımı 21 haziran 2007 tarihinde Ekonomist dergisinde ‘Dünya riski fiyatlayamıyor, Türkiye ise fiyatlamıyor.’ başlığı ile yazmıştım. Ukalalık olarak addetmezseniz, bu yazıyı arşivden bulup okumanızı tavsiye ediyorum.

ABD’deki emlak sektöründe başlayan kredi sorunlarının saadet zincirini tersine çevirme ihtimalinin artması (bu da durgunluk veya daha kötüsü demektir) üzerine, merkez bankaları normal görevleri olan enflasyonla mücadeleyi ikinci plana aldı. Gerçek hayatta şöyle bir korku vardır: Patron (ABD) hata yaparsa tüm çalışanlar (diğer ülkeler) işsiz kalır. İşte aynı nedenden ötürü dünyadaki önemli merkez bankaları bu kredi sorununun sistematik ve altından kalkamayacakları daha büyük bir riske dönüşmemesi için acilen yardıma koştular. Merkez bankalarının bu paniği olayın ne denli büyük olabileceğinin bir göstergesi olmasına rağmen, olayın sürpriz yanının azalması krizin büyümesini engelledi. Dünyadaki bu likidite bolluğunun neyi getirdiği, bir türlü net olarak hala hesaplanamıyor.

FED’in faiz indiriminin Dünya’da yeni bir balonun başlangıcı olarak algılanması ise dünya piyasalarındaki yükseliş hareketine sebep oldu. Fakat mevcut piyasa koşulları risklere karşı hala hazırlıklı olmadığı için piyasalardaki iyimserliğin sağlam temeller üzerine kurulmuş olduğunu sanmıyorum.

Asya-Avrupa

Asya’da altyapı yatırımları, Avrupa’da ise iç talebin güçlü seyretme ihtimali küresel ekonomiyi canlı tutuyor. Dolayısıyla burada ABD’nin dünya ekonomisinin motoru olma  gücünün de geçmişteki kadar etkin olmadığını da görüyoruz. Brezilya, Çin, Hindistan, Rusya gibi gelişmekte olan ülkeler, küresel büyümenin itici gücü olmaya aday gözüküyor. Fakat bu teyitlenmiş bir varsayım değil. Bunu biraz da zaman gösterecek. Hiç beklenmedik olaylar veya kararlar durgunluğa sebep olabilir. Fakat bu ihtimal şimdilik düşük.

Küresel dalgalanma riskler azalıncaya dek devam edecek. Bu süreçte TCMB döviz talebindeki ani bir artış karşısında rezerv kullanmaktan korkarsa da sorun, korkmasa da sorun. 2006 yılındaki dalgalanmada döviz rezevinin kullanılmaması, enflasyon beklentilerinin bozulması, faizlerin gereğinden fazla arttırımı yoluna gidilmesi ve orada çok uzun süre kalması Türkiye’ye gereksiz bir maliyet oluşturdu. %18 ile toplanan gecelik paranın %4-5 gibi faizlerle yurtdışı bankalara yatırılması da işin ayrı bir üzücü tarafı. Faize ödenen paranın toplanan vergilerin yarısı olduğu düşünülecek olursa yabancıların bizden neden bu kadar memnun olduklarını da biraz olsun anlamış oluyoruz.

Tükiye ve enerjisi

Uygulanan sıkı para  ve maliye politikaları sayesinde Türkiye küresel piyasalardaki dalgalanmalara karşı geçmiş dönemlere göre daha dirençli demek çok da gerçekçi bir yaklaşım değil. Biz çok çalışıp, iyi faiz ödediğimiz için şu an herşeye olumlu taraftan bakılıyor. Bu da faiz indirmemizi zorlaştırıyor. Fakat gün gelir faiz de işe yaramayabilir. Dağılımlarda alınabilir riskleri iyi hesap etme dönemindeyiz. Türk lirasının bu kadar değerli olmasının bize hiçbir yararı yoktur. Sadece enflasyonu düşüyoruz yanılgısına düşmemizi sağlıyor. Çin’i örnek alıp paramızı değerli tutacağımıza, değerli YTL Türkiye’nin ihracata dayalı büyüme modeline geçmesini zorlaştırmaktan başka bir işe yaramıyor. Sıcak paranın 100 milyar dolara yaklaşması ve özel sektör borçlarının ise 140 milyar dolara dayanması doğru gelişimler değildir. İhracatımızın 100 milyar doları aştğına sevineceğimize, ithalatımızın 150 milyar dolara ulaştığına üzülsek daha dürüst oluruz.

Petrol fiyatları 70-80 $ bandının üzerinde kaldığı sürece, gelişmekte olan ülkelere para akışı devam edecek. Türk lirasının faizi de yüksek olduğu sürece güvenli liman görevi görecek gibi duruyor. Elektrik zamlarının otomatiğe bağlanması ve enerji dağıtım ihalelerinin gündeme alınması da önümüzdeki dönemin ekonomik hikayesini oluşturuyor.

Gelen yabancı sermaye, ihracatımızı arttıracak sektörlere yönelmelidir. Bu konuya da dikkat edilmemektedir. Türk şirketlerinin katma değeri yüksek üretim ve hizmet alanlarına yönelmesi en akılcı çözüm gibi gözükmektedir.

Terör eylemleri, Kuzey Irak’a olası bir operasyon, ABD Temsilciler Meclisi’nden geçen ‘Ermeni Tasarısı’, AB, Kıbrıs, İran ve IMF ile yapılması gerekebilecek yeni bir anlaşma politik ve ekonomik olarak bizi en zorlayan konular olacaktır. Fırsatları değerlendirirken, olumsuz durumlardaki maliyetleri iyi hesaplamak gerekiyor. Uyanık kalma zamanı.

Dünya riski fiyatlayamıyor

(21/06/2007 Ekonomist yazısı)

ABD hazine bonosu faizlerinde yaşanan yükseklik bütün stratejileri gözden geçirme nedeni oldu. Bıçak sırtında olan oranlar daha da artma kararı alırsa büyüme, düşerse enflasyon korkusu para yöneticilerine ne yapacaklarını tekrar tekrar hesaplatırdı. Tedirginlik arttı ama şimdilik paniğe dönüşmedi. Fakat ABD’de, Avrupa’da ve Japonya’da faizler bu seviyelerde de durulmaz ise dünya borsaları ve özellikle gelişmekte olan ülke borsaları artık etkilenmeye başlayabilir. Çünkü bu kadar yüksek faiz eninde sonunda şirket borçlanmalarını ve karlarını etkileyecek ve finansal rasyolarda önemli olumsuzluklar meydana getirmeye başlayacaktır. Burada önemli olan Japonya Merkez Bankası’nın faizleri ne sıklıkta ve hangi oranlarda arttıracağıdır. Piyasadaki likidite bolluğunun yarattığı ucuz, kolay, bol ve uzun vadeli borçlanabilme imkanları piyasaları belirsizliğe sürüklerken, dünyadaki riskleri hesaplanamayacak hale getiyor. Yen carry trade’leri piyasaları kalıcı olarak tedirgin etse de, şimdilik herkesin işine geldiği için devam edeceğe benziyor. Likidite bolluğu, yokluğu mu getiriyor bilinmiyor. Yakın tarihte böyle bir dönem yaşanmadı.

Petrol; 50-60$ bandında da, 70-80 $ bandında da piyasaları rahatsız ediyor. 60-70$’lık bir petrol fiyatı da hiç azımsanacak bir fiyatlama değil.  Petrol fiyatlarının yükselmesi risk unsuru olsa da artık hesap edilmek zorunda çünkü hergün dünya piyasalarına yeni basılmış milyar dolar para çıkıyor. Para bu kadar bol olunca şirket birleşme ve satınalmaları dünyanın heryerinde aldı başını gidiyor. Fizibilite raporlarının eski geçerliliği kalmadı. Gelecek yıllar projeksiyonları, indirgeme oranları ve rasyolarda dahi bir üst bant üzerinden hesaplamalar yapılıyor. Şimdiye kadar geçerli olan ortalamalar, minimumlar, maksimumlar adeta kulvar değiştirdi. Kimin doğru yaptığını zaman gösterecek. Asya ve Çin’in bu büyümesi ve mal talebi devam ettiği sürece düzeltmeler gelse de yukarı yönlü trendin devam edeceği fikri olgunlaşıyor.

ABD emlak sektörü kaynaklı tedirginlik, ciddi bir düzeltmeyi beraberinde getirse de bu beklenen ve istenen bir nefeslenme operasyonu olacak gibi duruyor. Hatta şirket karlarındaki yıllık artışlarda bir yavaşlama veya duraksama olsa bile bu da olumlu algılanacak.

Türkiye fiyatlamıyor.

Terör eylemleri ve Kuzey Irak’a operasyon spekülasyonları çok ciddi hesaplanması gereken risklerden. Seçimden çıkacak hühümetin resmi ve maalesef tepkisel oluşan kutuplaşma fiyatlanmayan risklerden. Dış faktörlerin konjonktüre etkisi olumludan olumsuza dönerse hangi hızla bir fiyatlama yapılır bilemiyoruz. Geçen sene yine bu zamanlarda dolar 1.30 YTL. iken de kimse o hızla yukarı hareket edeceğini beklemiyordu. Zaten beklenen veya hesaplanabilen birşey olsaydı bunun adı kriz yada sürpriz dalgalanma olmazdı. Hesaplanabilir risk olurdu. Ama bize istemediğimizi hatırlatır, istediğimizi unuttururlar. İstemediğimizi satıp, istemediğimizi alırız. Aksi takdirde parayı kim kazanacak?

 

Likidite = Belirsizlik

(19/04/2007 Ekonomist Dergisi yazısı)

Küresel ekonomide büyüme ve enflasyon verileri yumuşak iniş senaryosu çiziyor. Dünyanın önde gelen bankalarının stratejistleri bu konuda uzlaşma arayışı içerisindeler. Bu biraz zorlama da olsa görünen bu.

ABD’de konut sektöründe başlayan ve devamı gelmesi beklenen kötüleşmenin  ekonomide durgunluğa (resesyona) yol açma olasığı gittikçe artıyor. Fakat bunun da dalgalanmaya yol açsa da, FED’in gereken önlemleri alacağı varsayılarak krize dönüşmeyeceği tahmin ediliyor. Dünyada merkez bankalarının faizleri arttırarak ekonomiyi yeterince soğutmaya çalıştığını gözlemliyoruz. Bundan sonra FED’in faiz arttırma ihtimali çok azalmış olsa da, burada gerçek sürprizi orta ve uzun vade Japonya merkez bankası yapabilir. Fakat şu anda bunu söylemek için henüz erken. Dolayısıyla dünya piyasaları ve yatırımcılar durgunluk senaryosuna şimdilik prim vermiyor.

Petrol fiyatları böyle yüksek düzeylerde kaldıkça ve Amerika dünyanın rezerv parası olan doları karşılıksız olarak basmaya devam ettikçe küresel likiditedeki artış piyasalara garip bir güven veriyor. Çin ve Japonya da paralarını değerlendirmekten kaçtıkça piyasalarda iştah arttıkça artıyor. Gelişmekte olan ülkelere  para girişi rekor kırıyor. Hatta kimi ekonomistlere göre gelişmekte olan ülkeler gelişmiş ülkelerden daha fazla para çekmeye başladılar. Dolayısıyla mevcut ortam ‘carry trade’ için çok uygun bir zemin yakalamış oluyor.

Türk lirasına gelecek olursak gariplikler devam ediyor. Dünyada bu kadar likidite varken ve gidecek yer ararken, biz niye dünyanın en yüksek reel faizini veriyoruz kimse anlamış değil. Üstelik hiç indirmeyi de aklımızdan bile geçirmiyoruz. Sanki fon kanalları %18 yerine %17 alsa, alternatifi var da bir yere gidecekmiş gibi. Üstelik ülkeye bu kadar döviz girerken yavaş yavaş faizden çıkan para bir miktar döviz alımına yönelse makro dengeler için de iyi olur. 1.34 YTL’nin ülkede kime ne faydası var anlayamıyorum. Hatta gelecek olan dövizin dahi önünü tıkıyor. Belki 1.50 – 1.60 olsa yabancı fonlar daha çok döviz getirip bozurmayı tercih ederler. Böylece belki tahvil bonoya alış gelir de faizler biraz aşağı inme eğilimine girerler. MB geçen seneki yangın söndürme operasyonundan beridir kasıldı kaldı. Enflasyon olacak diye ne döviz alabiliyor, ne faizleri aşağı çekiyor. Döviz hareket edebilir diye bu kadar da durulmaz ki! Ederse etsin. Belirli bir seviyeye kadar zaten yararı var zararı yok. Dikkatli olmak yeterli. Sıcak para liginde, şampiyonluğa koşmanın bir anlamı yok. Eksik bir kadroyla da olsa Durmuş bey ve ekibine bu konuda güvenmemiz gerekiyor. Kredibiliteyi daha da arttırmanın her zaman faydası vardır.

Türkiye ekonomisi AKP döneminde ortalama %6-7’lik bir büyüme ile sürekliliği yakaladı. Küresel likidite bu süreçte destek oldu bunu gözardı edemeyiz. Gelen sıcak paraya dur, yatırıma gelen paraya buyur deseydik, bu para akışından daha iyi-kaliteli yararlanılabilirdi. Aşırı sıcak para likidite tehdidi yarattığı gibi güven sorunu da yarattı.

Dolar/Yen

Dolar/Yen’deki ciddi bir değer kaybı, dünyadaki likiditeyi kıymete bindirir. Veya akışların bozulmasına neden olabilecek herhangi bir beklenmedik bir sebep ekonomimizde ve dünya piyasalarında olumsuz dalgalanmaların başlayacağına işaret eder. Burada dikkat edilmesi gereken nokta; dünyadaki likidite eğiliminin ivmesidir. Şu anda sorun yoktur fakat olay bıçak sırtındadır. Belirsizliklerden kaçmak gittikçe zorlaşacaksa öngörülere dikkat etmek gerekecek.

Mali disiplin, cari açık, IMF ve AB konularında bir hata yapılmadıkça ekonomimiz raydan çıkmaz. Ülkemizde kutuplaşmalara yol açmamamız daha yararlıdır. İktidar ve muhalefet olarak hata yapma lüksümüzün olmadığı bir süreçten geçiyoruz. Siyasi partilerin AKP gibi seçilmeleri durumunda hukuksal-siyasal ve ekonomik alanda nasıl bir programla yola devam edeceklerini bizlere çok iyi anlatmaları gerektiğini düşünüyorum. Bu konuda şu ana kadar zayıflar.

Siyaset

Erdoğan, her kesimin konsensusa varabileceği bir ismi cumhurbaşkanı olarak arkasına aldıktan sonra genel seçimlere gidecek ve o rüzgarla gitmesi halinde partisine ikinci dönemin kapılarını açacaktır. Bu önemli bir noktadır ve uzun soluklu olmak istemenin bir sinyalidir.

 

Dolar Hariç Herşey…

(08/03/2007 Ekonomist Dergisi yazısı)

Çin

Herşey Çin devlet yetkililerinin aşırı çıkış (1300 %) yapmış olan  hisse senedi piyasasındaki yükselişe dur demek için önlemler alacağına yönelik endişelerle başladı. Böylece Şangay borsası düşüşü başlatmış oldu. Herşeyin bu kadar iyi gittiğine inanamayan piyasalara Amerika Merkez Bankası’nın eski başkanı Greenspan’in Amerikan ekonomisinin durgunluğa girebileceği yönündeki açıklamaları piyasalara bir uyandırma servisi hizmeti vermiş oldu.

ABD&Avrupa

Piyasalar durgunluk senaryosunu satın almaya başladı. Dış ticaret ve bütçe açıkları günden güne sürdürülemez boyuta ulaşan ABD, dünya ekonomisinin lokomotifi olma rolünü devam ettiremiyor kanı yayılmaya başladı. Bu zaten yıllardır yukarı giden pariteden de belli oluyor. Ama ne yazık ki dünyadaki para sistemi dolara endeksli kurgulanmış. Bu nedenle de şu anda alternatifler zorlanıyor. Altın, petrol, euro, gayrimenkul, emtia piyasaları vs. Kısacası dolar hariç herşey.

Japonya

Bu sıkıntılar yetmezmiş gibi finansal kaldıraç kullanan oyuncuların hesapsız işlemleri küresel satış dalgasını derinleştirdi. Yen borçlanarak piyasalara yatırım yapan fonların pozisyonlarının bir miktarını kapatmaya çalışması kartopu etkisi yaratmaya başladı. Piyasalar durgunluk senaryosunu almaya başladı ne demek biliyor musunuz? Yada neden bu kadar önemli? Amerika 5.25 % olan faizini 5 %’e çekerse Avrupa da 3.75 % olan faizini 4% ‘e çıkarırsa arada 1% kalıyor. Japonya da faizini 0.5 % ‘e çıkarınca arada sadece % 0.5 kalıyor. Bu oranla da çark dönmüyor. Anlayacağınız piyasalar yakında havanda su döveceklerini anlayınca moraller bozuldu. Onun için de her ülkenin MB başkanı ortalığı yatıştırıcı açıklamalar yapıyor. Bu kadar yanlış makro ekonomik dengeler varken piyasalar bu modu ne kadar devam ettirebilirler işte soru bu. Buz üstünde yürürken buzun çatırdadığını duydunuz. Ne yaparsınız? Durup bakarsınız. Peki ondan sonra ne yaparsınız? Hızlı kaçmanız da tehlikeli, yola devam etmeniz de…

Dünyadaki likiditenin kıymete binmesi dolayısıyla akışların bozulması ekonomimizde ve dünya piyasalarında olumsuz dalgalanmaların başlayacağına işaret ediyor.Yüksek cari açık ve ve seçimlerden çıkacak olan istenmeyen sonuçlar, Türkiye’deki yanlış döviz kuru ve yanlış faiz ile birleşince kimin, neden, niçin korktuğunu sanırım açıklıyor.

Kur&Faiz

Döviz kurundaki ve faiz oranlarındaki dalgalanma, yurtdışı piyasalardan gelen sinyallere hareket edeceği için boyutu üzerine tahminde bulunmak anlamsız olur. Görüldüğü üzere cesareti olana piyasalarda işlem yapmak için bol likidite var. Korkmak için bir sebep var mı? Yok. Neden? Çünkü korkunun ecele faydası yok!

Siyaset

Bu arada siyasete gelecek olursak; hükümet her kesimin konsensusa varabileceği bir ismi cumhurbaşkanı olarak arkasına aldıktan sonra genel seçimlere, o rüzgarla gitmesi partisine ikinci dönemin kapılarını açacaktır. Bu önemli bir noktadır ve uzun soluklu olmak istemenin bir sinyalidir. Bu hükümet, yapılmış eski hataları gözardı etmeyecektir. Egolarını ve/veya hırslarını da iyi yönetecektir.

Avrupa Birliği

Şimdilik bir beklentim yok. Bizden daha iyi top çevirdiklerini gördük. Türk halkının tepkisi giderek olgunlaşıyor. Avrupa’nın yeni düya dengesini kendi içerisinde kurması vakit alacak. Bizim de Birlik kurmanın Swot analizini yapmamız gerekiyor.

IMF

Kredi notumuzda şimdiye kadar olumlu bir değişim olamadığına göre, IMF’nin neyi, ne kadar doğru yaptığını gözden geçirmemiz gerekiyor. Bu kadar yüksek faiz ödemekle bir yere varamıyoruz.

 

Cumhurbaşkanlığı ve 2007 Stratejileri

(22/12/2006 Ekonomist yazısı)

Başbakan cumhurbaşkanlığı için kendisinin aday olmayacağını, partisinden, fakat her kesimin olurunu alabilecek bir adayın ipuçlarını zaman zaman vermektedir. Nedense piyasalar bunu yeterince değerlendirmemekte ve/veya değerlendirememekte ısrarcı davranmaktadırlar.

Her kesimin konsensusa varabileceği bir ismi cumhurbaşkanı olarak arkasına aldıktan sonra genel seçimlere, o rüzgarla gitmesi partisine ikinci dönemin kapılarını açacaktır. Bu önemli bir noktadır ve uzun soluklu olmak istemenin bir sinyalidir. Bu hükümet, yapılmış eski hataları gözardı etmeyecektir. Egolarını ve/veya hırslarını da iyi yönetebilirler.

Partilerin ülkemiz için daha vizyonlu araştırmalar ve kadrolarla kendilerini global dünya yapısına hazırlamaları gerekliliği başlı başına ayrı bir konu. ‘Türkiye’nin AB’ye girmek istemesi, onların Türkiye üzerindeki planlarını uygulamaya koymaları için bir vesile, daha doğrusu bir fırsat. Avrupalıların, Türklerle ile ilgili çok ciddi bir takıntısı var. Türklerin bulundukları bu coğrafyayı haketmediklerine inanıyorlar. … Kuzey Kıbrıstaki Türk egemenliğine mutlaka son vereceğiz diyorlar. Ondan sonra sıra Kürt, Rum ve Ermeni’lerin taleplerini kabul etmenize gelecek.’ (Hürriyet Gazetesi’nde yayınlanan Ege Cansen’in ‘AB işimiz Papa’ya kaldı’ başlıklı yazısını mutlaka okuyunuz.)  Amerika’nın bakış açısında başlayan değişiklik ve iç savaştan dolayı dağılma sürecine giren Irak’ın ve kürtlerin Türkiye için yarattığı riskin boyutları gözardı edilemeyecek kadar önemli bir sorun haline gelmektedir. Bu da başlı başına ele alınması gereken bir konudur.

Siyasetin ekonomiye olan yansımalarına gelince  2006 yılının yabancılar açısından bir konsolidasyon yılı olduğunu görüyoruz. Mayıs-Haziran aylarında dövizde oluşan dalga ile faizi yukarı, borsayı ise aşağı çekerek gerekli düzeltme kısmi olarak yapılmıştır. Kim kimle dans ettiğini ve nasıl dans ettiğini iyi anlamıştır. 2007’de oyunun ikinci yarı hazırlığı olduğunu görüyoruz: ‘Bizim Merkez Bankamız ise, “Sıcak para olmaz ise, 30 milyarı aşan döviz açığını kapatamayız. İş ki döviz gelsin. Biz Türk lirasının aşırı değerlenmesini umursamayız. Döviz fiyatını sabit tutarız. Böylece döviz getirip bonoya yatıranlar net yüzde 21 faiz alır. 100 getiren bir yılda 121 götürür”diyor. Tayland’ın döviz açığı sorunu yok ama, bizim Merkez Bankamız yılda 30 milyar doları aşan cari açığın (döviz açığının) finansmanı için sıcak paraya mahkûm. Bizde yanlış olan, faizi yüksek tutarak ülkeye fazla miktarda döviz girişine kapı açmak. Bu sıcak döviz girişi sayesinde döviz fiyatını ucuzlatarak enflasyonu aşağıya çekmeye çalışmak. Bunun ekonomiye ağır faturası var. Ve de bunu sürdürmek mümkün değil.’ (Milliyet Gazetesi’nde yayınlanan Güngör Uras ‘Merkez bir şeyler pişirmeye çalışıyor’ başlıklı yazısından)

Reel YTL kur endesine bakıp bono alıp almamaya karar vermeye çalışan yatırımcılar, nedense yüksek faizi alıp nakitte kalmaya özen gösteriyorlar. Dövizde ve faizde bir fiyatlandırma hesabı yapmakta fayda var. Bu rakamlar yerine oturmadıkça da borsadan gerçekçi bir getiri beklememek gerekir. 2007’de faiz indirimi yerine faizlerin bir artış senaryosunda ne kadar artabileceğini iyi tespit etmek gerekiyor.

Dünya ekonomisine baktığımız zaman piyasaların, Amerikan ekonomisi yumuşak iniş yapmaya çalışıp, gelişmekte olan piyasalar için önemli bir risk oluşturmayacak beklentisi olsa da gelen çelişkili makro veriler ve açıklamalar bir miktar daha faiz arttırımına gidebileceklerini sinyalliyor. Borsa endekslerindeki yukarı zorlamalar da, sonun başlangıcını haber veriyor. Yurtdışından gelebilecek riskler Türkiye’nin kendi risklerinden çok daha tehlikeli. Bu gözden kaçırılmaması gereken bir nokta.

Petrol ve altın fiyatlarında aynı yönlü seyir, paritede yukarı doğru yönlendirmeyi devam ettirebilir. Fakat bu piyasalarda da aşağı hareketlerin sert olabileceğini ve volatilitenin artacağını bekliyorum.

Dünyada yükselen risk algılamasının Türkiye’ye olabilecek relatif etkisi, döviz kurumuzun üstünde yarattığımız baskı ve halktan gelmeye başlayan tehlikeli direnç, yüksek reel faiz oranının kime, ne kadar zarar verdiğini ve yavaşlayan büyümenin hangi şirketleri krize sokabileceğini iyi analiz etmek gerekiyor. 2001 krizi bankalarımızı elimizden aldı. Şirketlerimize dikkat edelim.

Kurban bayramızı kutluyor, hayırlı bir yıl diliyorum.

 

Cari Açık / Çözüm Önerisi

( 19/10/2006 Ekonomist Dergisi yazısı)

Bu önerim 11 Temmuz tarihli bir yazımdan alıntı olmasına rağmen güncelliğinden birşey yitirmediği tam tersi güncelleştiği için rakamları aynen aktarıyorum.
Piyasalar ekonomik ve siyasi riskleri algılamaya çalışarak temkinli bir bekleyiş içerisinde.    Varlık yönetirken dikkat etmemiz gereken maddeleri global bazda gözden geçirmeye özen göstermemiz lazım.

Merkez Bankası’nın geçtiğimiz Mayıs-Haziran’da içerisine düştüğü durum nakitte olanları sevindirirken Türkiye’ye ve hükümetin istikrar politikasına güvenip uzun vadeli yatırım yapmış olan yatırımcıları zor durumda bıraktı. Durup duruken Türkiye’ye maliyeti artırdı. Olan yine bizim ödediğimiz vergilere oldu.

Bir dalga geliyor; faizler 4 puan birden artıyor. Yabancılara stopaj kaldırılıyor. MB’nın döviz rezervleri durduk yerde eriyor. İMKB endeksi %35 düşüyor, şirketlerin değeri yarı yarıya azalıyor. Bunların devamı da gelebilirdi. Bunlar gerçekten Türkiye’nin haketmediği şeyler. Dürüst, güvenilir ve samimi bir insan, neden durup dururken hakaret yesin ki? Her seferinde hakaret yiyeceğine bir seferliğine hatasını görür, kabul eder ve bunu düzeltir. Bir daha da başına böyle olaylar gelmesini bertaraf etmiş olur. Buna benzer bir duruma düştük.

Dolar 1.250 YTL civarına gelirken dövizin o fiyatlarda olmaması gerektiği bilinmiyor muydu? Biliniyordu. Ama siz bunu bile bile piyasada 25 milyon YTL (bugün bu miktarı 15 milyon YTL seviyelerine çektiler. Bu doğru bir politikadır.) açıkta para bırakıp, bir de buna dünyadaki en yüksek gecelik fazilerden birisini verirseniz tabii ki, dünyanın parası gelir ve dövizini bozup YTL’ye geçer. Siz de enflasyon düşüyor diye kendi kendinizi kandırıp, doğruyu gözardı edersiniz. Halbuki o zamanlar gecelik boşta duran parayı böyle ödüllendirilmeyip faizi çok düşük tutulsaydı zaten dövizin 1.250 YTL’lere gelmesini engellediğimiz gibi yıllarca 1.300 YTL’ler civarında oturmasını engellemiş olurduk. Ama biz ne yaptık? Enflasyonun aşağı çekilmesine yardımcı oluyor diye sevinerek sustuk ve cari açığımızın büyümesine izin verdik. MB bu hatayı yapmayabilirdi. Hala bu konuda neden doğru olan yapılabiliyor mu?

Peki şimdi ne yapmamız lazım diye düşünüce, kendimizi iyi tanımamız gerektiğini ve buna göre hareket tarzı belirlememiz gerektiğini düşünüyorum. Yerli-yabancı ayrımı yapmıyorum. Ama global likiditenin bizim piyasaları nasıl yönlendirebildiğini son dalgalanmada gördük. Bunu kabul etmemiz lazım. Bizim yapabileceğimiz en akıllıca davranış; piyasayı yöneten değil, yönlendiren oyuncu olmamız. Yani kurun 1.55 YTL olduğu bir ortamda bandımızı iyi belirlememiz gerekiyor. Döviz 1.50 YTLye geldiği zaman MB çıkıp demeli ki ‘ben bugün 50 milyon dolarlık alım ihalesi açıyorum’. 1.45YTLye geldiği zaman ‘ben bugün 100 milyon dolarlık alım ihalesi açıyorum’ vs. Yani MB’nın fonksiyonel olarak gördüğü bant neyse onu piyasalara doğru bir sinyalizasyonla iletmesi lazım. Olduki döviz yukarı gidiyor. Bu sefer de aynı mantıkla satış ihalelerini açması lazım. Böylece hem piyasanın gerekli olan likiditesini sağlamış olur, hem de döviz kurunun hangi seviyesinde rahat veya rahatsız olduğunu belirtmiş olur. Nasıl gerektiği zaman işi ciddiye alıp döviz kuru yukarı gidiyor diye olağan toplantı tarihini bile beklemeden PPK’nu toplayıp faizleri arttırdı, aynı şekilde döviz aşağı gidiyor diye de aynı kararlılıkla gecelik faizleri aşağı da çekebilir. Yada borç alma faiziyle borç verme faizi makasını açabilir. MB’cı değilim ama eminim elinde bildiğimizden daha çeşitli silahları vardır. Bunlar bizim akıl edebildiklerimiz. Piyasalarımız sığ olduğu için faizde de, dövizde de müdahale etmesi doğrudur. Burada teorik olmanın bir anlamı yoktur. Yani faizde müdale ederse dövizde etmesi yanlıştır. Yada tam tersi. Bunlar çok derin piyasalar için geçerli olabilir. Fakat bizim kendi piyasalarımızın içeriğine, ihiyacına, arz  ve talebine bakmamız lazım. Piyasalarda herkes aynı hareketi yapmaya girişmemelidir. MB burada proaktif hareket edip gelen talebin bir kısmının yönünü değiştirebilmelidir. Yani nasıl ki bütün mudiler aynı gün bankaya gidip paralarını çekmek isterlerse o banka batar. Bankanın büyüklüğü, güvenilirliği birşey ifade etmez. İşte aynı mantık.

Peki bu bandı nasıl tespit edecek diyeceksiniz. Bunu kendi belirlemeyecek. Bu bant aralığını; verdiğmiz cari açık belirleyecek. Yani cari açığın değişimlerine aylık bazda dikkat edilecek. Cari açık ne zaman ki düşme eğilimine giriyor işte gerçek döviz kurumuzun olması gereken yer orasıdır diyecek ve bizi yönlendirecek. Aksi takdirde cari açığa radikal bir çözüm bulamazsak gelecek ve gelebilecek krizleri sadece ertelemiş oluruz. Kartopunu eritmemiz gerektiği yerde günden güne büyütüp dururuz. Dolayısıyle ne istikrarımız kalır, ne güvenilirliğimiz. Ne hükümetin verdiği çaba işe yarar ne de milletin bunca senedir yaptığı fedakarlık. Hayırlı bayramlar…

Design Downloaded from Free Wordpress Themes | Free Website Templates.