“Öyle bir ülkede yaşıyoruz ki hırsız sayısı soyulandan fazla.” Bu sözü 2001 ekonomik krizinin değerlendirildiği bir toplantıda Türkiye’nin ileri gelen akademisyenlerinden birinden duymuştum. Bana çok rahatsız edici gelmişti. Böyle olmadığına inanmayı tercih etmiştim. O günden bugüne yaşadıklarım gördüklerim maalesef değerli hocamı doğrular nitelikte.Yalnız beni bu satırları yazmaya iten büyük yolsuzluklar, politikacıların adam kayırması veya ihale dümenleri değil.
Gecekondu yapacak kadar uyanık olmadığımız için sevgili eşimle birlikte –bu ekonomik ortamda risk alarak-yarısı krediyle bir ev aldık. Evimize taşınmadan önce evin ufak tefek eksiklerini tamamlayalım dedik.
Perdelik yaptırmak için evin yakınlarındaki bir mobilyacıya gittim. Ne istediğimi anlattım. Eve gelip ölçü almasını ve fiyat vermesini rica ettim. Geldi ölçü aldı. Evi çok beğendi. Bu arada sohbet sırasında eşimin ve benim ne iş yaptığımı sorguladı. Atölyesine döndüğümüzde fiyat teklifini verdi. Bilmem ne ağacından yaparsa 3.000 YTL hazır malzeme kullanırsa 1.500 YTL
Böyle bir şeye ilk kez ihtiyacım olmuştu. Fiyatların ne düzeyde olabileceği konusunda fikrim yoktu. Yine de aklım yatmadı. 3.000 YTL ye yatak odası takımı satılan bir ülkede basit bir perdelik bu kadar pahalı olmamalı diye düşündüm.
Aynı işi daha önce annemlerin mutfağını yaptırdığı mobilyacı 250 YTL ye yaptı. Hem de çok temiz çok güzel yaptı.
250 YTL ye yapan arkadaş da bana hayır için yapmadığına göre para kazandı. Şimdi bu işin 250 YTL ye yapılabildiğini bildiğimize göre ilk mobilyacının davranışını nasıl tanımlayabiliriz?
Bence “dolandırıcılığa tam teşebbüs” (Biliyorum hukukta böyle bir terim yok.)
Bunun ardından lamba ve avizelerimizi takan arkadaş da benzer bir teşebbüste bulundu. Ayrıntıya girmeyeceğim.
Bu değerli arkadaşlar herhalde düşündü ki; Bunlar karı koca çalışıyorlar, iyi kötü arabaları var, güzel de bir evi yeni almışlar, bunlarda sayamayacakları kadar para vardır. Bize de biraz düşer.
Sinirlerime hakim olup bu vatandaşların yüzüne söyleyemediğim düşüncelerimi şimdi yazıyorum.
Sizin zenginlik karinesi olarak algıladığınız şeyler gerçekte öyle olmayabilir.
Gerçekten zengin olan insanlar zaten hesabını bilir sizin gibilere papuç bırakmaz.
Muhatabınız ne kadar zengin olursa olsun, eğer dilenci değilseniz, emeğinizin karşılığından fazlasını talep etmek ahlaki zaaftır. Bu kadar fazlasını talep etmek de bal gibi dolandırıcılıktır.
Dürüst olarak işini yapıp hak ettiğini almak uzun vadede dolandırıcılıktan daha çok getirir.
Sezen Aksu’nun güzel bir şarkısı var. “Masum değiliz hiç birimiz.” Acaba hiçbirimiz masum olmadığımız için mi yapılan yanlışlara sesimiz yeterince güçlü çıkmıyor?
Yine de karamsar olmayalım. Değerli hocam haklıysa bile meydanı onlara bırakacak hallimiz yok. Bu dolandırıcılara karşı uyanık olalım. Dürüst olalım. Dürüst olanı, işini iyi yapanı destekleyelim.
“Tanrı bize iki yuvarlak organ verdi. Biri oturmak, diğeri düşünmek için. Başarımız hangisini daha çok kullandığımıza bağlı.” Ann Landers
Necmi ÖZERDEM






12 Mart 2008
Kategori


