‘Mahfi Eğilmez’ Kategorisi Arşivi
Türkiye’de Ekonomi Politikası Uygulamaları
8 Mayıs 2012Türkiye Son On Yılda Ne kadar Büyüdü?
3 Nisan 2012Japon Sendromu
1 Mart 2012Dünya Bankası Gözlüğüyle Türkiye 2012
3 Şubat 2012Önümüzdeki dönemin planlanması
22 Haziran 2010Başta IMF olmak üzere küresel kuruluşlar bir yandan küresel krizin etkilerini azaltmak ve krizden çıkmak için formüller geliştirmeye çalışırken bir yandan da sonrasında nasıl bir düzen kurulması gerektiği üzerinde çalışıyor. Çalışmakla kalmayıp bazı adımların atılması için önerileri sıralıyorlar.
Bu çerçevede ilk açıklama IMF, Avrupa Birliği Komisyonu ve Avrupa Merkez Bankası’nın Yunanistan ekonomisine ilişkin gözetimle görevlendirilmek üzere birlikte oluşturduğu ortak kuruldan geldi. Ortak kurulun yerinde yaptığı inceleme ve değerlendirmelerde Yunanistan’ın kamu maliyesinin disipline edilmesi konusunda attığı adımların olumlu karşılandığı vurgulanıyor. Bu değerlendirmelerde gelirlerde beklenen artış ve giderlerde öngörülen düşüşler sonucu bütçe açığı daha düşük olarak gerçekleşmesinin beklendiğine yer veriliyor. Emeklilik sistemi reformunun belirlendiği yönde ilerlediği bununla birlikte uzun dönemde bu reformun kamu maliyesi ile daha uyumlu kalıcı bir ilişki içine girebilmesi için yapılması gereken birçok şey olduğuna değiniliyor. Yerel yönetimler, özelleştirme programı, emek piyasası ve vergi yönetimi konusundaki yapısal reformlar üzerindeki çalışmaların yanı sıra mali sektörde de olumlu gelişmelerin söz konusu olduğu belirtiliyor. Bu ilk incelemelerin devamı olarak kurul Haziran ayının sonlarında niceliksel hedeflerin gerçekleşme derecesini denetlemek üzere tekrar Yunanistan’a gidecek. Eğer bu hedeflere yönelik önlem ve uygulamalar tatmin edici bulunursa Yunanistan kendisine tahsis edilen 110 milyar avroluk desteğin ikinci tranşını kullanmaya hak kazanacak.
Çin, uzun süredir başta ABD olmak üzere karşılıklı ticaret yaptığı ülkelerin baskılarına karşın sabit kur rejimini terk etmemekte ve parası yuan’ı yabancı paralara karşı düşük değerde tutmaya devam ediyor. Geçtiğimiz hafta içinde IMF Başkanı Strauss Kahn, Çin Merkez Bankası’nın döviz rejimini esnek hale getirmek için daha fazla çaba göstereceğini açıklamış bulunuyor. Daha güçlü yuan’ın Çin’in kişi başına gelirinin artmasına ve yatırımların yine Çin’e yönlenmesine yardımcı olması bekleniyor.
Bu adımın atılması halinde doğal olarak yuan’ın değer kazanması ve Çin’in bir çeşit anti damping uygulamasına yol açan ucuz ihracatının bir miktar pahalı hale gelerek azalması, buna karşılık yuanın değer kazanmasıyla birlikte Çin’in ithalatının artması bekleniyor.
Rusya Merkez Bankası’nın kuruluşunun 150. yılı dolayısıyla düzenlenen uluslararası konferansta konuşan IMF başkan vekili John Lipsky önümüzdeki dönemle ilgili olarak üç konunun altını çiziyor: (1) Mali sektörde denetimin geliştirilmesi, (2) sistemik finansal istikrarın sürdürülebilmesi için kuralların güçlendirilmesi, (3) gelişme yolundaki ülkelere yönelik geniş çaplı sermaye akımlarının daha iyi yönetilmesi. Lipsky’nin değindiği bu üç konudan ilk ikisi uzun süredir konuşulmaktan eskimiş konular. Sonuncusu ise IMF açısından yeni sayılabilecek bir konu. Aslında gelişme yolundaki ülkelere yönelik yoğun sermaye akımlarını düzenlemeye yönelik görüşler uzun zamandan beri gündemde bulunuyor. Hatta bazı ülkeler Tobin vergisi uygulamak suretiyle bu tür bir düzenlemenin adımlarını attılar. Buna karşılık küresel sistemin en üst düzeydeki kurumlarından birisi olan IMF açısından bu destek bir yeniliği işaret ediyor. IMF, genellikle bu düşünceye geçmişte sıcak bakmamıştı. Bence geçmiş yaklaşımı IMF’nin kuruluş ilkelerine de uygundu. Çünkü IMF, asıl olarak sermaye hareketlerinin serbestliği ilkesinin yaşama geçirilmesi üzerine kurulmuş bir kurum. Ana sözleşmesinin 8. maddesi bu uygulamanın yaygınlaştırılmasını öngörüyor.
Yakın gelecekte daha sıkı denetim, daha sert kurallar ve kısıtlanmış sermaye hareketlerine dayalı yeni bir finans sistemi içinde olacağımız ortaya çıkıyor. Geleceği planlarken yapılanmasını bu üç temele göre gerçekleştirenler kazançlı çıkacaklar.
Mahfi Eğilmez
Krize doğru
17 Mart 2008Fed’in öteki Merkez Bankaları’nı da yanına alarak içine girdiği çabaya karşın piyasalar baş aşağı gitmeyi sürdürüyor. Aslında Fed’in içine girdiği çaba ahlaki çöküntüye (moral hazard) yol açacak bir çaba ama başka çaresi yok. Ya ahlaki çöküntüye aldırmayacak ve çöküşü erteleyecek, ya da kurtarma operasyonlarını uygulamayıp her şeyi piyasaya bırakacak ve sistem çökecek. Fed, şuana kadar ilk yolu tercih etti. Ne var ki attığı adımlar, aldığı önlemler, ahlaki çöküntü yaratmasına karşın sistemik çöküntüyü önlemeye yeterli olamıyor.
Küresel sistem ciddi bir çöküşün öncesinde duruyor. Bizim durumumuz da farklı değil. Gerçi yeni seri milli gelir açıklanınca birçok oransal göstergemizde düzelme oldu ama yine de durum aynı. Yüzde 8 de olsa yüzde 6 da olsa 40 milyar dolara gelip dayanmış bir cari açık, Türkiye gibi bir ülke için ciddi bir açıktır. Üstelik Türkiye’nin bu açığı kapatacak gücü de yok. Tek çözüm açığı finanse edecek yabancı sermaye ve fonu ülkeye çekebilmek. Bunu bugüne kadar başardık. Bundan sonrası biraz daha zor. Çünkü dünyada likidite bolluğu eskisi gibi devam etmiyor. Gerçi Türkiye, Avrupa sermayesinin yanı sıra son dönemde körfez sermayesini de çekerek fon çeşitliliği yaratmayı başardı ama yine de sıkıntılı bir dönemde bu kadar büyük miktarda sermaye çekip çekemeyeceği bilinmiyor.
İşte tam bu noktada bizim bütün ekonomik gösterge ve oranlarımızın mucizevi düzelmeler yarattığı bir dönemde niçin yüzde 10 dolayında reel faiz verdiğimizin yanıtı çıkıverir ortaya. 40 milyar dolar cari açığın varsa ve bunu kapatamıyorsan o zaman bunu finanse etmek ve finanse ederken de yüksek faize katlanmak zorundasın.
Cari açık yüzde 8′den 5.9′a, bütçe açığı neredeyse sıfıra, kamu borç yükü yüzde 50′nin altına, özel kesim borç yükü yüzde 23′e düşerken, biz yüzde 10 reel faiz vermeye devam ediyoruz.
Altın 1000 dolar/onsu, petrol 110 dolar/varili gördü. Petrolü bilemem ama altının daha gidecek yeri var gibi görünüyor.
Önemli bir dönemin hemen öncesindeyiz. Küresel sistem ciddi darbeler yiyor. Bunlar ABD’de resesyonla sınırlı değil. Dünyanın her tarafından batışlar, çöküşler gelmeye başladı. Fed bir açıklama yapıyor, piyasalar toparlanır gibi oluyor ardından ABD’den bir kötü haber geliyor bütün o çabalar boşa gidiyor. Üstelik Fed’in attığı adımlar ahlaki çöküntüye yol açtığı için boşa giden her adım biraz daha bozucu etki yaratıyor.
Böyle bir ortamda siyasal iktidarın yapacağı şeylerin yanı sıra kişilerin ve kurumların yapacağı şeyler de vardır. Eğer siyasal iktidar kendine düşeni yapmıyorsa o zaman kişi ve kurumların yapması gereken şeyler daha acil bir hâl alır. Hepimiz aynı gemideyiz hiç kuşkusuz ama bazılarının can simidi var, bazıları da tahlisiye sandallarının başına toplanmış durumda. Bu durumda kişisel çözümlere ağırlık vererek birer can simidi edinmekte yarar olabilir.
Bundan 10 yıl kadar önce küresel sistem bir çıkışın başlangıcındaydı. Sermaye hareketlerinin serbestliği hem sermaye ihraç eden hem de sermaye ithal edenlerin lehine çalışır durumdaydı. Bugün sermaye hareketlerinin serbestliği bu kez iki tarafın da aleyhine işlemeye yöneliyor. Küresel sistem bir inişin başlangıcını geride bırakmış, yavaş yavaş aşağıya kayar durumda. Yani artık inişin başlangıcında değiliz. Orayı çoktan geçtik. Şimdi inişteyiz. O nedenle içinde bulunduğumuz gemide kaptan ve gemi görevlileri bir takım önlemler almıyorsa can simidi edinmekte ve tahlisiye sandallarına yakın durmakta yarar var. Bu olayda can simidi nakit olduğuna göre nakde kolay dönüşebilecek yatırım araçlarında durmakta büyük yarar var.
Mahfi EĞİLMEZ






Kategori


