‘Hurşit Güneş’ Kategorisi Arşivi

IMF ile anlaşmamanın nedeni erken seçim mi?

Artık yola IMF’siz devam ediyoruz. Bazıları bunu olası bir erken seçime yoruyor. Diyorlar ki; hükümet her an seçim olabilir kaygısıyla IMF’yi istememiş olabilir. Bizce işin doğrusu, sürekli “kriz teğet geçti” diyen bir Başbakan’ın hangi tarihte olursa olsun seçimlerde IMF ile anlaşmış olması onu zora sokardı. Edilen bir yanlış sözün bedeli de ağır ödenecek.

Pekiyi gerçekten IMF’ye ihtiyaç var mıydı? Birçoklarına göre krizin en olumsuz noktasını bile IMF’siz atlattığımıza göre bugün artık IMF’ye ihtiyaç kalmadı. Onlara göre mali kural yeterli. Önce IMF’nin neye yaradığını tartışalım. IMF talep eden ülkelere ucuz maliyetle mali yardımda bulunuyor. Bunun karşılığında da genellikle mali disiplin talep ediyor ve bunu da sıkıca denetliyor. Bu aynı zamanda o ülkenin kredi piyasalarından daha ucuz borçlanmasını sağlıyor.

Mali disiplinden kaçış
Elbette herkes ucuza borçlanmak ister. Ancak bazı ülkeler mali disiplin istemiyor. Yahut da bunun IMF tarafından denetlenmesini uygun bulmuyor. Bu ülkeler genellikle bütçe açığı veren ya da vermek isteyen ülkeler oluyor. Anlaşılan o ki, Türkiye de bunlardan biri.

Bize kalırsa Türkiye’nin “kısa vadede” IMF’ye ihtiyacı var. Var, çünkü hiçbir başka önlem alınmıyor. Ne iç açık, ne de dış açık konusunda. Örneğin 2010 yılında bütçenin 50 milyar TL açık vereceği hesaplanıyor. Bu geçmiş borçlarla birlikte kamunun 200 milyar TL’ye yakın bir borçlanma yapmasını gerektiriyor. Oysa bu geçen yıl 140 milyar TL’yi bile bulmuyordu. Dünyada likiditenin daralmaya başlayacağı, risk iştahının da önceki dönemlere göre çok daha sınırlı olduğu bir konjonktürde Hazine bunu bulmakta ve borçlanmakta, hele yılın ikinci yarısında bir hayli zorlanacaktır. Zaten faizler küresel olarak yükselme trendinde olacağı için beklenmeyen faiz artışları gözlenebilir. İşte ilk olarak bu nedenle IMF’den belli bir miktarda “rahatlatıcı” borca gerek var.

İki açık sorunu
İkincisi, dış açık da 2010 yılında ciddi bir sorun olarak gözüküyor. 2009 yılında cari açık oldukça sınırlı kalmıştı. İç talepteki ve emtia fiyatlarındaki küresel çöküş nedeniyle ithalat faturası çok düşmüş ve açık sorun olmaktan çıkmıştı; 13 milyar dolar. Ama bu yıl gelişmeler (sınırlı da olsa) ters yönde. 30 milyar doları bulan bir dış açık öngörülmelidir. Nitekim ocak ayının dış açığı geçen yılın tam 6 katı oldu. İçinde bulunduğumuz küresel ortam ise böylesine bir açığın finansmanının kolay olmayacağını gösteriyor. Bu nedenle bir miktar IMF borcu işleri kolaylaştırabilirdi.

Pekiyi bunlar çözüm mü? Hayır! Türkiye’nin tasarruf oranını artırması, böylece iç ve dış açıklarını da kapatması gerekiyor. Bu da mali disiplin kadar özel kesimin kârlılığının yükseltilmesini, öte yandan, döviz kuru düzeyinin değişerek ihracatın artırılmasını gerektiriyor. Aslında IMF ile anlaşmalar hep bizi bu kökten çözümlerden uzaklaştırıyor. Sadece sorun geçiştirilmiş oluyor.
Yani hiç IMF olmasa da biz bu sorunları kökten çözsek en iyisi. Fakat bu hükümet hem çözmüyor, hem de IMF’den kaçıyor. Ne diyelim; hayırlısı.

Hurşit Güneş

http://www.milliyet.com.tr/imf-ile-anlasmamanin-nedeni-erken-secim-mi-/hursit-gunes/ekonomi/yazardetay/15.03.2010/1211382/default.htm?ver=08

Özel kesimin dış borcu 140 milyar doları aşıyor

Dış borç sorunumuz hakkında çok şey söyleniyor. Önümüzdeki yıl temel ekonomik riskin dış borçlar olduğu ve özel kesimin yüklü dış borcunu çevirmekte zorlanacağı belirtiliyor. Zaten IMF ile bir anlaşma aranmasının nedeni de bu. Peki bu risk ne kadar? Çünkü her kafadan ayrı bir rakam çıkıyor. Bu konuda bu hafta Merkez Bankası önemli veriler açıkladı.

Ekim sonu itibarıyla özel kesimin uzun vadeli dış borçlarının toplamı 139.4 milyar doları buluyor.

Bunun 95.9 milyar doları reel kesime ait. Gerisi, yani 43.5 milyar doları ise, finans kesimine. Ancak Eylül ayı sonunda uzun vadeli dış borçların toplamı 145 milyar dolarmış. Yani özel kesimin bu borçları ödemeye başlamasıyla 5.5 milyar dolar azalmış.

Kısa vadeli borçlar ise oldukça az. Banka dışı kesimin kısa vadeli dış borcu sadece 1.7 milyar dolar. Bankaların ise kısa vadeli dış borcu 9.4 milyar dolar. Fakat burada da azalma var; kısa vadeli borçlar reel kesim 300 milyon dolar ödemesiyle azalmış.

10 ayda 30 milyar dolar ödenecek

Önümüzdeki 10 ayda (ocaktan itibaren) reel kesimin 29.8 milyar dolar uzun vadeli dış borç ödeyeceği anlaşılıyor. 1 milyar dolar kadar da kısa vadeli dış borç ödeneceğine göre, hemen her ay 3 milyar dolara yakın dış borç ödemesi gerekiyor. Az değil.

Ayda 2 milyar dolar da cari açık oluşacağına göre, kamu hariç, finansman gereği 5 milyar doları aşıyor. Hadi özel kesim borcunun yarısını yinelesin; yine de 3-4 milyar dolarlık bir finansman gereği doğacaktır.

Kasım ayında özel kesim 2.1 milyar dolar borç ödemiş. Aralık ayında ise 3.9 milyar dolar. Böylece döviz kurunun aralık ayında neden gevşemediğini de anlamış oluyorum. Ekim ayında sıcak para çıkışı 4.5 milyar dolardı.
Demek ki, bunun üzerine ciddi ölçüde kurumsal döviz talebi de doğarak dış borçlar ödenmiş.

Tabii bu borçların çevrilmesindeki en büyük sorun borcu sağlayan ülkelerdeki mali kriz. Daha önce borç vermek için müşteri kovalayan bankalar bugün “Kelin merhemi olsa başına sürerdi” misali  paralarının üstüne oturup kendileri borç para arıyor.

Örneğin, İngiltere bu borçların yüzde 21’ini sağlamış ve mali kesimi sorunlu. Gerçi yüzde 14’ünü sağlayan Bahreyn’de sorun daha az, ama petrol fiyatları da düşüyor. Almanya bu kredilerin yüzde 11’ini sağlıyor ve yine sorunlu. Fakat en azından ABD’den iyi. Daha sonra Malta geliyor; yüzde 10. Ama bu daha çok yerli bankaların yurtdışında sağladığı kredilerden oluşuyor. Özetle sorun çok da abartılmamalı.

2010’da ferahlayacağız

2009 yılında ödenecek borç yekûnu 39.3 milyar doları buluyor. Ama 2010 yılında bu 19.4 milyar dolara düşüyor. Yani 2009 yılından sonrası biraz daha ferah gözüküyor.

Fakat hükümetin oturup düşünmesi gerek. 2003 yılında iktidara geldiklerinden bir yıl sonra özel kesimin uzun vadeli dış borcu 30 milyar dolardı. Bunun 5,3 milyar doları finans kesiminindi, 24.7 milyar doları da finansal olmayan kesimin. Şimdi bu rakam 139 milyar doları aşmış durumda. Finans kesiminin borcu 43.5 milyar dolara çıkmış, diğer kesimin ise borcu 95.9 milyar doları buluyor.
Buradan da anlaşılıyor ki, finans kesiminin dış borcu 8 kat, diğer kesimin ise 3.9 kat artmış. Yani yine bankalar ortalığı bulandırmış. Bu sürede ayakta mı uyundu?

Hurşit Güneş

26 Aralık Cuma 2008

Neden dış kaynağa ihtiyaç var?

Başbakan ikide bir, “Ana muhalefet hep eleştiriyor, hiç yapıcı bir öneride bulunmuyor” diye yakınıyor. Oysa CHP Genel Başkanı Baykal birkaç hafta önce kendisine krizle ilgili katkıda bulunmayı önerdi. Ama duyulmadı bile. Biz de karınca kararınca krizden az hasarla çıkmanın reçetesini verelim. En azından Başbakan ileride basın ya da bilim dünyasını suçlayamaz.

Birincisi, dış kaynak bulmak şart. 2009 yılında Türkiye ekonomisi en az 25 milyar dolar dış açık verecek. Bunun yanı sıra, bankaların ve özel sektörün çok yüklü dış borcu var. Hem kısa, hem de uzun vadeli bu borçlar 191 milyar doları buluyor.

Özel kesimin kısa vadeli dış borçları ise 48 milyar dolar kadar. Bu kredilerde kısıtlamaların olduğunu sanıyoruz. Yani bunlarda daralma yüzde 50 olsa, 24 milyar dolara ihtiyaç var, demektir.

65 milyar dolar bulmak gerekebilir

Öte yandan 2009 yılında 40 milyar dolara yakın uzun vadeli dış borçların ödemesi var. Bunun yüzde 60’ının vadesi uzatılsa geriye 16 milyar dolarlık finansman ihtiyacı kalır. Demek ki, 65 milyar dolara yakın bir finansman sorunu görünüyor. Bunun tek aşamada döviz kurunun yukarı gitmesiyle sağlanması olanaksızdır. Bir daha makro dengeler yerli yerine oturmaz. Ekonomiyi çökertir. İşsizlik çığırından çıkar.

Para madeninin ilk adresi IMF’dir. Kendilerini sevmek gerekmez. Ama hükümet başka çare bırakmadı. Oradan yüklü bir para koparılmalıdır. Herhalde bu para bir referanstır. Bu da yetmezse, mutlaka AB kaynakları zorlanmalıdır. En büyük dış ticaret partnerimiz olan AB’nin artık elini cebine sokması gerekir. AB hep Türkiye’den istemeye alıştı. Biraz da tersi olsun. Alışsınlar. Ancak bu da yetmeyebilir. O zaman hükümet yetkililerinin aralarından su sızmayan Körfez sermayesine gitmesi gerekir. Araplarda petro-dolarlar birikti. Ancak bu konuda sektör spesifik olunmalı, yabancı sermaye ihracatçı ve istihdam sağlayan kesimlere yöneltilmelidir.

Hükümetin nafile kaynakları

Bunun dışında hükümet kaynak elde etmek için iki yola daha başvuruyor. Ama her ikisinin de nafile namaz gibi sevabı az, yani sonuçları sınırlı görünüyor. Bunlardan biri, Türklerin yurtdışı bankalardaki paralarının gelebilmesi için vergi kolaylığı sağlanması.

Tevatür muhtelif. Merkez Bankası’na göre yurtdışında 30 milyar dolar kadar para var. Bizim tahminimize göre, bu 60-70 milyar dolar. Fakat bunlar artık sadece defterde görünmekte. Diğer bir deyimle, o para yeniden dış kredi olarak içeriye girmiştir. Diğer bir deyimle, orada olsa olsa 30 milyar dolar kalmıştır. Bunun da en iyi olasılıkla 1-2 milyar doları gelir. Tabii hiç yoktan iyidir.

İkinci yol şu meşhur 2/B meselesi. Yani orman niteliğini yitirmiş araziler kullananlara (işgal etmiş olanlara!) satılacak ve kaynak elde edilecek. Birincisi, buradan dış kaynak elde edilmez. İçeride de bu sınırlı ölçüde döviz bozulmasını sağlar. Kaldı ki, kamu arazisini ücretsiz kullanan biri neden çıkarıp da para ödesin?

Dış kaynağın alternatifi elbette yok değildir. Ama çok sancılıdır. Döviz içeriden bulunulmaya çalışılır. Bu durumda kur inanılmaz düzeylere fırlar. O takdirde de hem enflasyon patlar, hem üretim çöker, hem de işsizlik inanılmaz boyutlara varır.

Dış kaynak bulunmazsa 2009 çok zor geçecek; uyaralım.

Hurşit Güneş

http://www.milliyet.com.tr

Design Downloaded from Free Wordpress Themes | Free Website Templates.