Yakında açıklanması beklenen kriz önlem paketinin maddeleri hakkında basına yansıyan Anadolu Ajansı kaynaklı habere göre yurt dışından yapılacak döviz borçlanmalarında, borç verene ödenen faiz gelirinden kesilen yüzde 10 stopaj vergisinin kaldırılacağı belirtiliyor. Bu şu soygunlara kapı açmak anlamına gelir.
Varlık barışı yasasıyla işadamlarımızın Türkiye’ye temelli olarak getirilmesi düşünülen dışarıdaki paralarının bu yasayla getirilemeyeceği anlaşılmıştır. Yurt dışına daha önce bir şekilde çıkarmış oldukları bu paraların Türkiye’ye (kendi şirketlerine) geçici olarak borç verilmesi için, zaten borç verilenlerinde yenilenebilmesi için, Türkiyeli iş adamlarına, namı diğer bıyıklı yabancılara vergi rüşveti verilmiş olacaktır. Yurt dışındaki kendi parasını Türkiye’deki kendi şirketine yüksek faizle borç verecektir. Türkiye’deki şirketi bu faiz ödemesini gider yazıp karını azatlatarak Türkiye’deki şirketin ödeyeceği vergiden kurtulacaktır.
Aynı zamanda, dönem sonunda hem anaparayı hem de işlemiş faizini yurt dışına transfer ederken faiz gelirine de vergi ödemeyecektir. Bu durumda borç sözleşmesinde faiz oranını ne kadar yüksek gösterirse, birincisi Türkiye’deki şirketi o kadar çok vergiden kaçmış olacaktır, ikincisi Türkiye’den vergisiz ve sorgusuz daha çok dövizi yurt dışına çıkarma imkanına kavuşacak ve sonunda çıkaracaktır. Yurt dışına çıkardığı bu dövizlerin bir kısmını ise devletin kesesinden götürecektir, yani Türkiye’deki şirketlerin faiz gideri yazması sonucu devletten, fakir halktan elde ettiği vergi çıkarını yurt dışına götürmüş olacaktır.
Kendi dövizinin üstüne yurt dışındaki diğer kimselerle anlaşma yaparak da aynı vergi vurgunu yapılabilir. Bizim bıyıklı yabancı (Türk) Almanya’da Hans ile İngiltere’de Robert ile anlaşmaya varabilir. Avrupa’da sen paranı borç versen yüzde 4 alırsın, Türkiye’de benim şirketime yüzde 6 ile vereceksin ancak analaşmada yüzde 12 göstereceğiz, krizde para yokluğundan dolayı faizler yükselmiş gibi görünür.
Ben faiz ödemesini stopaj vergisi de kaldırıldığı için yüzde 12 olarak hesabına transfer edeceğim.
Sen % 6sını alıp diğer 6’sını bana Berlin’de/ Londra’da vereceksin diyebilir. Bu durumda hem daha çok gider yazarak Türkiye’deki şirketinin vergisini azaltacak, devleti soyacak hem de yurtdışına servet transferini vergisiz sorgusuz transfer edebilecektir.
Önceki yıllarda yabancı sıcak paraya, bıyıklı yabancılara(parasını önceden yurt dışına kaçırmış yerlilere) geçici olarak getirdikleri paraya her yıl için döviz bazında faiz ve kur farkı olarak yüzde 25 ila 40 arasında çıkar sağlandı, faiz gelirleri ve borsa kazançları için yerliler vergilenirken onlar vergilenmedi.
Şimdi bu utanç verici ve soyguncu uygulama, bu sözde kriz önlemi fakat aslında kriz tohumu ile daha da güçlendirilmiş ve artırılmış olacak.
Türkiye’den ülke kaynaklarını dışarıya transfer ederek, doğrusu peşkeş çekerek dış borçluluğu artırmak geçmişte yoğun bir şekilde yapıldı, birikti ve şimdiki döviz borcu krizine sebep olduğu halde, döviz krizine neden olan bu yanlışa ilave bir yanlış şimdi tekrar güya krize önlemmiş gibi ambalajlanarak getirilmektedir.
Bıyıklı, bıyıksız, iç ya da dış çıkar lobilerinin gücü ülkemizin karar mekanizmalarını nasıl bu kadar etkiliyor? Önemli görevleri ve hatta Ekonomi Bakanlığımızı yabancı yatırım bankalarının ve fon lobilerinin yönetmesi ne kadar büyük bir çıkar çelişkisidir?
Halbuki çözüm ülkeyi bazı lobilere soydurmak için sürekli dış borcu teşvik ederek kartopu gibi büyütmek değildir. Çözüm ihracatı ve ihracata yönelik üretimi, istihdamı teşvik edip artırmaktır. İthalatı azaltıcı şekilde ithal ikamesi yerli üretimi teşvik etmektir. Böylece hem cari açık cari fazlaya döner ve borç yükünü artırmak yerine azaltırız. Hem işsizlik azaltılır, hem de yeni yatırımlar için iç tasarruf yaratılmış olur. İç tasarruf ihracat fazlası yolu ile gerçekleşmiş olacağı için istihdamı azaltmadan, tam tersine artırarak, işsizlik sorununu da çözerek gerçekleşmiş olur.
Yine pakette yer alan, ithalatın montajından ibaret olan otomobil alımını ve kredilerini sübvanse ve teşvik etmek yerli üretimi teşvik etmek değil, ithalatı teşvik etmek olacaktır. İthal tüketimini kamuflaj altında artıracak sınırlı olan tasarruflarımızın ülke dışına harcanması olacaktır. Bunlar ihracat yapıyorlarsa ihracatlarını teşvik edelim.
Çok akıllı olmaya bile gerek yok. Sadece güçlü çıkar lobilerinin değil ülke ve geniş halk kesiminin gerçek ve uzun vadeli çıkarları dikkate alınsın yeter.
Türkiye’ ye döndüğümden hemen sora bu konuları Dünya Gazetesinde yorum ve inceleme sayfasında tekrar tekrar yazdım. Ayrıca Bigpara’da 27 Ağustos’ta “İhracatımız daha çok zorlanacak” başlıklı yazımda Ekim ayından başlayarak ihracatımızın ciddi bir şekilde azalacağını açık seçik, tarih bile vererek sebepleri ile birlikte yazdım. Elbette başka yazarlarda değişik biçimlerde yazmışlardır ve tedbirler önermişlerdir. Ancak yetkililer ihracatı ve yerli üretimi güçlendirici tedbirleri erkenden almak yerine bir yandan ihracatın giderek daha da artacağını kuru kuruya iddia ederek, ihracatın düştüğünü belirten resmi rakamlar yayınlanıncaya kadar, yani Ekim ayına kadar övünmeye devam etmişlerdir. Yine o zamana kadar ithalatı coşturucu uygulamalara devam edilmiştir.
Aslında benim dönemimi atlasında daha sonra defalarca fazlasıyla patlasın yaklaşımından başka bir şey değildi. Ancak seçimlerden önce patladı.
Dr. Hamit BOZKURT
Eski Maliye Müfettişi






30 Kasım 2008
Kategori
Tags: 

