‘Asaf Savaş Akad’ Kategorisi Arşivi

Faiz kararı üzerine

Dünya borsalarında çöküş sonrası toparlanma çabası sürüyor. New York borsası bir haftada yüzde 10’dan fazla yükseldi. Diğer gelişmiş ülke borsaları da onu izledi. Böyle günlerin kritik sorusu şu sıralar tekrar canlandı. Acaba borsalar dibe vurdu mu?

Doğruluğu tartışılamaz bir gözlemle başlayalım. Her kriz eninde sonunda biter. Bu kriz de mutlaka sona erecektir. Bütün sorun, o günün bugün olup olmadığına karar vermektir. Kırılma noktasını yakalayabilenlerin çok kârlı çıkacaklarını biliyoruz.

Ben bu konuda karamsarlar arasında yer alıyorum. Geri planını uzun süredir anlatıyorum. Küresel düzeyde ciddi reel dengesizlikler birikmişti. Sancılı bir düzeltme dönemi kaçınılmazdı. Hâlâ tünelin ucundaki ışığı göremiyorum.

“Faiz-toto” tutmuyor

2009’da Para Politikası Kurulu’nun (PPK) faiz kararını aldığı toplantılar benim yazı günüme denk geliyor. Ocak ve şubat toplantıları sabahında görüşümü açıkladım. Martta devam ediyorum.

İktisat politikası yorumcuları “faiz-toto” oynamayı seviyor. Ama kasımdan bu yana tutturan sayısı çok azaldı. Çünkü Merkez Bankası üst üste süpriz yaptı. Beklentinin çok üstünde faiz indirimine gitti.

Kasımda ilk faiz indirimini öngörmenin zorluğunu anlayışla karşılayalım. Aralıktaki 1,25 puan indiriminin de geçmiş politika tavrından kopuş olduğunu kabul edelim. Gene de, ocak ve şubatta “faiz-totonun” neden tutturulamadığı sorusu cevapsız kalıyor.

Aklınıza hemen “mağlup pehlivan güreşe doymaz” özdeyişi geliyordur. Tahmincilikte böyle bir risk gerçekten vardır. Ancak bu bağlamda, gözlenen sistematik sapmayı açıklamaya yetmediği kanısındayım.

Lafı uzatmayalım. Bence iktisat yorumcularının ezici çoğunluğu faizin düşmesini bir türlü içine sindiremiyor. Yani, diğer koşullar ne olursa olsun ekonominin yüksek faize ihtiyacı olduğunu düşünüyor. İşin özü budur.

Tek haneli faiz!

“Faiz-totoda” bugünkü PPK toplantısından gecelik faizde ,25 ile 1 puan arasında indirim bekleniyor. Çoğunluk ,5 puan diyor. Demek ki, faizin yüzde 11.5’tan yüzde 11’e düşmesi yeterli bulunuyor. Daha yüksek oranda faiz indirimi ise riskli görülüyor.

Hangi risk? İşsizlik, sanayi üretimi, iç talep, dış denge vs. reel ekonomi için en büyük risk yüksek faizin kendisidir. Geriye döviz kuru riski kalır. Düşük faizin döviz talebini artırması ile TL’nin değer kaybetmesinden korkuluyor.

Halbuki son ayın gelişmeleri para politikasında önceliğin acilen reel ekonomiye kaydırılması zorunluluğunu net biçimde kanıtlıyor. Yüksek oranlı faiz indirimleri sürmelidir. Tek haneli faiz dönemini başlatmanın tam zamanıdır.

Asaf Savaş Akat

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?Newsid=228694&Categoryid=4&wid=8

Bir “felaket senaryosu”

Temmuz iş gücü anketi sonuçları bu sabah yayınlanıyor. Ağustosu da kapsıyor. İşsizlik oranı önemli ama esas dikkat edilmesi gereken iki sayı tarım-dışı ve ücretli istihdamıdır. İkisi de geçen yılın altında gelecektir.

Saat 19.00’da Para Politikası Kurulu faiz kararını açıklıyor. Düşük eylül enflasyonu ve TL’de değer artışı bugünkü toplantıyı ilginç kılıyor. Merkez Bankası’nın son verilere tepkisini merak ediyorum.

Ağustos ödemeler dengesi çıktı. Dış dengeyi eylül (üçüncü çeyrek) sonuçları ile değerlendireceğim. Bir ayrıntı: Ekim 2008 sonrasında fazla veren altın ticareti temmuzda eksiye geçmişti. Ağustos da eksi çıktı.

Nüfus artışı Türkiye’nin hassas konusudur. Başbakan Erdoğan’ın “üç çocuk yapın” talebi ile tekrar canlandı. TÜİK dün 2001-2008 doğum istatistiklerini yayınladı. İlgilenenler bakmalı. Bir veri: Doğumlar 2001’de 1.32 milyondan 2008’de 1.26 milyona gerilemiş.

Krugman’a soruldu

Yaz başında Paul Krugman London School of Economics’te üç konuşmadan oluşan bir konferans verdi. Konu elbette küresel krizdi. Modern teknoloji sayesinde, ben de internetten izledim.

Son seansta bir izleyici Krugman’dan gelecek için yazabileceği en kötü senaryoyu anlatmasını istedi. Yanılmıyorsam “felaket” anlamına gelen bir sözcük de kullandı. Krugman da lafı fazla ağzında dolaştırmadan cevapladı. Bu krizi geçmiştekilerden ayıran temel özelliğe dikkat çekti.

Daha önce bu sütunda birkaç kez yazdım. Küresel konjonktürün en zayıf halkası ABD bütçe açıklarının diğer ülkeler tarafından finanse edilmesidir. Çünkü ABD’de genişleyici politikalar, başta Çin, dış fazla veren ülkelerin ABD tahvilleri almayı sürdürmesini gerektiriyor.

Ya vazgeçerlerse? Acaba doların düşüşü bu yönde bir işaret mi? Altın o nedenle mi yükseliyor? Petrol ve diğer ham madde fiyatlarına da yansır mı? Sonun başlangıcına geldik mi? Bu sorular her geçen gün biraz daha sık soruluyor.

Anahtar tahvil faizleri

ABD tahvillerine talebin düşmesi iki mekanizmayı devreye sokar. Bir yandan dolar dalgalı kur paraları karşısında değer kaybeder. Aynı anda tahvil faizleri yükselir. İlki dış talebi artırır ama yavaştır. İkincisi iç talebi düşürür ve hızlıdır. Toplam talep geriler.

Kırk satır mı, kırk katır mı? Sıkı maliye ve para politikalarına geçiş döviz ve tahvil piyasalarını rahatlatır ama resesyonu derinleştirir. Gevşek politika ise enflasyon paniğine dönüşerek yeni bir krizi tetikleyebilir. Her ikisi de dünya ekonomisini çok hırpalar.

Bu sürecin neresindeyiz? Anahtar tahvil piyasasıdır. Şimdilik orada bir hareket görülmüyor. Dün itibariyle 30 yıl vadeli ABD Hazine tahvilinin faizi yüzde 4,2, 10 yıl vadelinin yüzde 3,4 idi.

Dikkat: Ekonomik temellerdeki bir zafiyetin dün ya da bugün sorun çıkarmaması yarın da çıkartmayacağı anlamına gelmez. Krugman’ın “felaket senaryosu” küresel ekonominin önündeki riskler açısından ciddi bir uyarıdır.

Asaf Savaş Akad

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?Newsid=264851&Categoryid=4&wid=8

Mali kriz ve dünya para sistemi

Tarihe geçeceği kesinleşen 2008 yılının sonuna geldik. Son dört yazıyı tüm krizlerin ağababasına ayırdık. Analizin belkemiğini küresel ekonomide biriken üretim-tüketim dengesizliği oluşturuyor. ABD ve Çin örneği üzerinden anlatıyoruz.

Karşılıklı bağımlılıkta ABD mali kesimi kritik rol oynuyor. Çin tüketmeden üretince dış fazla veriyor. Biriken dolarları ABD devlet tahvillerine yatırıyor. ABD mali kuruluşları bunları özel kesim kredilerine dönüştürüyor.

Hızlı kredi genişlemesi iç talepte ve varlık fiyatlarında balon yaratıyor. ABD özel kesim bilançoları bozuluyor. Aktifteki varlık değerleri şişiyor. Kısa vadeli borçlar artıyor. Borç/özkaynak oranı düşüyor. “Saadet zinciri” mali krizle noktalanıyor.

Krizle birlikte mali piyasaların kurumsal ve yapısal zafiyetleri tartışmaya açılıyor. Bir: Yetersiz kamu denetimi bilançoların bozulmasına izin veriyor. İki: Para politikası kredi balonunu engellemiyor. İkincisi bizi dünya para sistemine götürüyor.

Altın Standardı

Piyasa mekanizması neden tercih edilir? Çünkü oluşan bir dengesizliği düzeltecek davranışlar sisteme içseldir. Bilenen örneği verelim. Bir malın talebinde artış o malın fiyatını yükseltir. Üretimi cazip olur. Arzı artar. Denge yeniden kurulur.

Aynı mantıkla, dış açık ve dış fazla halinde paranın üç fiyatında (enflasyon, faiz ve kur) değişim gerekir. Dış açık varsa enflasyon düşer, faiz yükselir, para değer kaybeder. Bunlar dış açığı azaltır. Dış fazla veren ülkede tersi olur.

Yakın geçmişe kadar bu mekanizma çalışıyordu: “Altın Standardı”. Her ülke parasını belirli bir altın miktarına bağlar. Dolayısı ile merkez bankası kasasındaki altın miktarı ile dolaşımdaki para arasında birebir ilişki kurulur.

Dış açık veren ülkenin altın stoğu azalır. Para arzı daralır. Faizler yükselir. Nominal kur sabittir. Düzeltmeyi yüksek faiz ve deflasyon gerçekleştirir. Ekonomi küçülür. Fiyatlar düşer. Reel olarak ülke parası değer kaybeder. Böylece dış dengesizlik düzelir.

Dış fazla veren ülkenin altın stoğu artar. Para arzı genişler. Faizler düşer. Nominal kur sabittir. Düzeltmeyi düşük faiz ve enflasyon gerçekleştirir. Ekonomi hızlı büyür. Fiyatlar yükselir. Reel olarak ülke parası değer kazanır. Böylece dış dengesizlik düzelir.

Tutarsız para sistemi

ABD-Çin örneğine geri dönelim. Altın Standardında küresel para sistemi sıfır toplamlı oyundur. Çin’in altın stoğundaki artış kadar ABD’nin altın stoğu azalır. Piyasadaki reel dengesizliğin, fazla derinleşmeden düzeltmesini temin eden budur.

Son otuz yılın dünya para sistemi farklı çalışır. ABD, para politikasını konjonktüre göre belirler. Tahditleri işsizlik ve enflasyondur. Düzeltmeyi kur hareketinin gerçekleştirmesi beklenir. Halbuki Çin döviz kurunu dolara sabitlemiştir.

Tutarsızlığın iki aktörü ortaya çıktı. ABD: Çin’de hızlı rezerv artışına aldırmadan para politikasını gevşetiyor. Çin: Dış fazlasına rağmen döviz kurunu sabit tutuyor. Bu koşullarda reel dengesizliği ne düzeltecek? Cevabını 2008’de aldık: Tüm mali krizlerin ağababası…

2008 krizi ile noktalanan reel dengesizliğin dünya para sistemindeki tutarsızlıklardan beslendiği çok açıktır. Daha vahimi, olan bitenlere rağmen tarafların bu yapıyı hâlâ sürdürmeye çalışmaları, reform arayışlarına direnmeleridir.

2009’un okuyucularıma sağlık, refah ve huzur dolu günler getirmesini diliyorum.

Asaf Savaş Akat

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?tarih=11.11.2007&Newsid=215829&Categoryid=4&wid=8

Keynesyen politika ve küreselleşme

2008’in son yazılarını tüm krizlerin ağababasına ayırdık. Önce küresel ekonomide biriken büyük reel dengesizliğe teşhis koyduk. ABD-Çin örneğini kullanarak ürettiğinden fazla tüketen ülkelerle tükettiğinden fazla üreten ülkelerin karşılıklı bağımlılığını saptadık. Sonra reel dengesizliğin nasıl düzeleceğini tanımladık. Tüketim-üretim oranının dış açık veren ülkelerde (ABD) düşmesi, dış fazla veren ülkelerde (Çin) artması gerekiyor. Fiili süreci uygulanacak iktisat politikaları kümesi belirliyor. Böylece çok kritik bir soruya geliyoruz. Küresel düzeltme zorunlu mudur? Yani ABD ve Çin’in üretim-tüketim dengesizliğini bundan sonra da sürdürmelerini sağlayacak iktisat politikası kümesi olamaz mı? Varsa başarı şansı nedir?

Keynes’in intikamı

Düne kadar reel dengesizliğin üretiminde başrolü ABD mali kesimi üstlenmişti. Çin ABD devlet tahvilleri biriktiyor, ABD mali kuruluşları ise Çin’den gelen dolarlarla özel kesime kredi veriyordu. “Saadet zincirini” bu mekanizma çalıştırıyordu.

2008 krizi ABD mali kesimine ölümcül bir darbe vurdu. Mekanizma tersine dönünce mali kuruluşların özkaynakları eridi. Özel kesim bilançoları hızla küçüldü. Zararları yüklenen Merkez Bankası ve Hazine’nin bilançoları aynı hızla genişledi.

Dolayısı ile özel kesimin mevcut dengesizliği sürdürecek gücü kalmadı. Ne olacak? Sanırım tahmin ettiniz. Devlet tüketim ve yatırım harcamalarını artırır. Özel kesimin bıraktığı talep boşluğunu bütçe açıkları doldurur.

Yeni mekanizmada Çin’le ilişki de sadeleşiyor. ABD bütçe açığı veriyor; çıkardığı tahvilleri Çin biriktiriyor. Mali kesim devreden çıkıyor. Neticede ABD ürettiğinden fazla tüketmeye, Çin tükettiğinden fazla üretmeye devam ediyor. Küresel büyüme sürüyor.

Ne oluyor? ABD talep yetersizliğini gevşek maliye ve para politikaları ile aşıyor. Şu anda resesyonla mücadele gündemini oluşturan tüm politikaların kökleri bu anlayışta yatıyor. “Keynes’in intikamı” diyebiliriz.

Küreselleşmenin intikamı

ABD’nin tek taraflı uygulayabileceği bu politika başarılı olabilir mi? Cevabı büyüyen kamu açıklarına ve artan kamu borcuna biri iç diğeri dış iki oyuncu kümesinin tepkilerine bağlıdır. Kısaca görelim. İlki Amerikan tüketicileri ve firmalarıdır. Bugünün bütçe açıkları yarının artan vergileridir. Korkup özel harcamalarını büsbütün kısabilirler. Politika geri teper. İktisat teorisinde “Rikardo eşdeğerliliği” deniyor. 1990’larda Japonya bu olayı yaşadı.

Diğeri dış fazla veren ülkelerdir (Çin). ABD Hazinesi’nin borcu makul düzeyde seyrederken ABD tahvillerini memnuniyetle aldılar. Borç hızla yükselince aynı iştah sürer mi? Tahvil satamayınca ABD ya politikadan vazgeçer ya da enflasyon tuzağına düşer.

Açalım. ABD için 1929’da, Japonya için 1990’larda sorun harcama yetersizliği idi. Keynesyen reçete bu bağlamda gelişti. 2009 ABD’sinde sorun tasarruf yetersizliğidir. Kilidi açacak anahtar tasarruf fazlasını ABD’ye yatıran yabancıların elindedir.

2009’da Keynesyen politikaların kritik ve bağlayıcı tahditi budur. Çünkü son yirmi yılın hızlı küreselleşmesi iktisat politikası matrislerini değişmiştir. Yeni koşullar “ben merkezli” eski reçeteleri zorlamaktadır. “Küreselleşmenin intikamı” da diyebiliriz.

Asaf Savaş Akat

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Keynesyen_politika_ve_kuresellesme_215469_4&Newsid=215469&Categoryid=4&wid=8

Kuşbakışı küresel düzeltme

Yılın son yazılarında tüm krizlerin ağababasına bakıyoruz. Mali krizin gerisinde son yirmi yılda küresel reel ekonomide biriken büyük dengesizliklerin yattığını vurguladık. Mali kesimin rolünü ABD-Çin örneği üstünden açıkladık.

Bir yanda tükettiğinden fazla üretmek isteyen Çin, öte yanda ürettiğinden fazla tüketmeye çalışan ABD var. Aynı denklemin içindeler. ABD mali sistemi onları birbirine bağlayan mekanizmayı sağlıyor.

İşte, mali kriz bu bağı kopartıyor. ABD’de sürdürülemez kredi genişlemesi krizle birlikte kredi daralmasına dönüşüyor. Denklem çalışıyor. ABD tüketim ve yatırım harcamalarını kıstıkça Çin’de üretim aynı hızla geriliyor.

Küresel ekonominin önündeki temel sorun denklemin bundan sonraki seyridir. Daha açık soralım. Ürettiğinden fazla harcayan ekonomilerle (ABD) ürettiğinden az harcayan ekonomiler (Çin) arasında üretim-harcama dengesi nasıl yeniden tesis edilecek?

Düzeltme biçimleri

Bir gerçeği hatırlatalım. Ekonomilerde kayıp ve kazançlar birbirini götürmez. Teknik tabirle, yaşamda sıfır toplamlı oyunlar istisnadır. Herkesin kazanacağı ya da herkesin kaybedeceği durumlar ise kuraldır.

Reel dengesizliğin düzelmesi nasıl olacak? Tüketimin üretime oranı ABD’de düşecek, Çin’de ise yükselecek. Dört bilinmeyenimiz var: ABD ve Çin’de tüketim ve üretim miktarları. Mantıki alternatiflere bakalım.

Bir uç halden yola çıkalım. Her iki ülkede hem üretim hem tüketim azalır. Ama ABD’de tüketim üretimden daha hızlı, Çin’de ise daha yavaş azalır. Reel dengesizlik küresel küçülme ile düzelmiştir. İki taraf da kaybetmiştir. Buna “Büyük Buhran” diyebiliriz.

Diğer uç hale geçelim. Her iki ülkede hem üretim hem tüketim artar. Ama ABD’de üretim tüketimden daha hızlı, Çin’de ise daha yavaş artar. Reel dengesizlik küresel büyüme ile düzelmiştir. İki taraf da kazançlıdır. Buna “yumuşak iniş” diyebiliriz.

İki uç hal arasında çok sayıda alternatif olabilir. Biri ilginç: ABD’de tüketim azalır üretim artar, Çin’de üretim azalır tüketim artar. Reel dengesizlik küresel durgunlukla düzelmiştir. İki tarafın da kaybı ve kazancı vardır. Buna “sert iniş” diyebiliriz.

Anahtar iktisat politikalarıdır

Fiilen küresel düzeltmenin alacağı şekli iki tarafın uygulayacağı iktisat politikaları belirler. Dikkatinizi çekerim. Denklemin bir tarafı tek başına kaderini kontrol edemez. Kendisinin ne yaptığı kadar ötekinin ne yaptığı önemlidir.

Örnek olarak “yumuşak iniş” sağlayabilecek politika kümesine bakalım. Çin: Gevşek para ve maliye politikası ve Yuan’ın değer kazanması. ABD: Sıkı para ve maliye politikası ve doların değer kaybı. Ne anlama geliyor? Çin ihracatla büyümekten, ABD iç taleple büyümekten vazgeçiyor. Hem kendileri hem küresel ekonomi kazanıyor.

Bu noktada çok haklı bir soru gündeme geliyor. Mali krize rağmen denklemi eski haline geri döndürmek mümkün müdür? Daha açık soralım: Küresel üretim-tüketim dengesizliğini düzeltecek yerde sürdürmeyi amaçlayan bir politika kümesi olabilir mi?

Yerim bitti. Pazar günü devam edeceğim.

Asaf Savaş Akat

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Kusbakisi_kuresel_duzeltme_215045_4&Newsid=215045&Categoryid=4&wid=8

2008 mali krizi

Yılın bitmesine gün sayıyoruz. Yaşanan küresel mali krizin 2008’i tarihe kötü bir yıl olarak geçireceği artık kesinleşti. “Tüm krizlerin ağababası” demiştik (30/10/08). Kalan dört yazının özetlemeye yeteceği şüphelidir. Ayrıca Türkiye’yi de değerlendireceğiz.

Genel kabul gören bir gözlemle başlayalım. Dünya ekonomisi geçtiğimiz ekim ayında kelimenin tam anlamı ile bir mali felaketin sınırına geldi. Bir süre için gelişmiş ülkeler mali sistemlerinin tümü ile çökmesi riski ile karşı karşıya kaldılar.

Başta ABD ve AB olmak üzere, tüm gelişmiş ülkelerde merkez bankaları ve hükümetler acil önlem aldı. Mali kesimdeki kanamanın durdurulması için çok büyük miktarlarda kamu kaynağı aktarıldı. Şirketler kurtarıldı. Faizler indirildi.

Yapılanlar mali kesimde hasarın denetim altında tutulmasını şimdilik sağlamış duruyor. Ancak sorunların reel ekonomiye yansımasını engelleyemedikleri biliniyor. 2008’in ikinci yarısında küresel ekonominin resesyona girdiği konusunda tereddüt yok.

Küresel “saadet zinciri”

Bütün bunlar neden oldu? Krizin ilk işaretlerinin belirmesinden bir yıl önce, 2006 ortasından itibaren dünya ekonomisinde biriken ciddi reel dengesizliklere dikkat çekmeye başladım. İntizamlı ya da intizamsız, bir düzeltmenin kaçınılmaz olduğunu vurguladım. Düzeltme ancak dengesizlikleri doğru teşhisle anlaşılabilir. Kendimi tekrarlama pahasına analizin kısa bir özetini vermek istiyorum. Basitleştirmek için iki büyük küresel oyuncu, ABD ve Çin üzerinden anlatacağım. Dış açık veren ve dış fazla veren şeklinde genelleyebilirsiniz.

Çin zengin ülkelerle arasındaki farkı çabuk kapatmak, yüksek verimli istihdam olanaklarını en kısa sürede yükseltmek istiyor. Çözümü ihracatla büyümede görüyor. Bu ise daha çok üretirken iç tüketimini artırmamak anlamına geliyor.

Bir sorunu var. Hızla artan üretimine alıcı bulması gerekiyor. Artan üretimini kime satacak? Çin ancak bir başka ülkenin ürettiğinden fazla tüketmesi halinde ihracatla hızlı büyüyebilir. Yani Çin’in üretim fazlası kadar ABD’nin tüketim fazlası olmalı.

Devreye ABD’nin giderek daha fazla risk alan mali sistemi ve onu destekleyen gevşek para politikaları giriyor. Bol likidite ve ucuz kredi, ABD’de başta konut tüm varlık fiyatlarını uçuruyor. Böylece eninde sonunda patlayacak bir “saadet zinciri” oluşuyor.

Çin ihracat için üretiyor, dış fazla veriyor, dolarları ABD Hazine bonosuna yatırıyor. ABD mali sistemi bu dolarları özel kredilere dönüştürüyor, servetler ve harcamalar artıyor, dış açık büyüyor. Bu güzel rüya ilelebet sürecek gibi duruyor.

Panik ve çöküş

Mekanizmanın mali bilançolara yansımasına bakalım. Çin Merkez Bankası’nda ABD Hazine bonoları birikiyor. Ya ABD mali kuruluşları? Onların bilançolarını başta konut, özel kesimin değeri şişmiş varlıkları dolduruyor.

Gerçekle yüzleşme anı geldiğinde, şişen varlık değerleri inişe geçiyor. Mali kuruluşların yazdıkları zararlar özkaynaklarını eritiyor. Ekim ayında panik başlıyor. Gerisi biliniyor. Bilançolar küçülüyor, kredi hacmi daralıyor, talep ve üretim düşüyor vs. vs.

Mali kriz aslında reel dengesizliği üreten sistemin çöküşüdür. Bir anlamda sistemin içinden yeşeren çözümdür. Şu ya da bu şekilde ABD ve Çin’in üretim-tüketim dengesini yeniden ve bu kez doğru kurmaya zorlanmasıdır.

Reel dengesizlik nasıl düzelir? Çin daha az üretir ya da daha çok tüketir ABD daha az tüketir ya da daha çok üretir. Krizin bundan sonraki seyri yeni dengeye nasıl gidileceğine bağlıdır. Yerim bitti. Devam edeceğim.

Asaf Savaş Akat

http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=2008_mali_krizi_214675_4&Newsid=214675&Categoryid=4&wid=8

Design Downloaded from Free Wordpress Themes | Free Website Templates.